Mitolojik hikâyeleri çok severim. En sevdiğim mitolojik kahramanlardan biri de Pegasus'tur. Tanrılar katına kadar ulaşabilen o kanatlı at...
Hikâyesi şöyledir:
Perseus, Medusa'nın başını kestiğinde onun bedeninden Pegasus doğar. Bembeyaz kanatlarıyla gökyüzüne yükselen Pegasus, kısa zamanda gücün ve yükselişin sembolüne dönüşür.
Sonra hikâyeye Bellerophon girer.
Bellerophon, Pegasus'u yakalamak ister. Tanrıça Athena'nın yardımıyla onu ehlileştirir ve onun sırtında gökyüzüne yükselmeye başlar. Birlikte büyük mücadeleler verir, zaferler kazanırlar. Bellerophon'un gücü ve şöhreti arttıkça hedefleri de büyür.
Bir süre sonra yeryüzü ona yetmez.
Tanrıların yaşadığı Olimpos'a çıkmaya kalkışır.
İşte tam o noktada hikâye değişir.
Bellerophon düşer.
Pegasus ise gökyüzünde kalır.
Bu hikâye bana hep insanın yükselişiyle birlikte içine düşebileceği başka bir tehlikeyi düşündürür: Kendini fazla büyütmek.
Çünkü kibir çoğu zaman bir anda ortaya çıkmaz.
Sessizce gelir.
Önce bir şeyi iyi yaptığımızı düşünürüz. Sonra o konuda kendimize güvenmeye başlarız. Bir süre sonra kendi fikrimizi diğer fikirlerden daha değerli görürüz. Derken bir bakarız, yanılabileceğimiz ihtimalini bile kendimize yakıştıramıyoruz.
Kibir bazen “Ben herkesten üstünüm.” diye ortaya çıkmaz.
Bazen çok daha sıradan bir cümlenin içine saklanır:
“Ben zaten hep haklıyım.”
Bir tartışmada...
Bir ilişkide...
İş hayatında...
Bir konuda bilgi sahibi olduğumuzda...
Karşımızdaki insan konuşurken onu anlamaya çalışmak yerine vereceğimiz cevabı düşünürken...
Belki de en çok burada yakalanıyoruz.
Çünkü bazen gerçekten haklıyızdır.
Ama bazen de haklı olmaktan çok haklı çıkmak istiyoruzdur.
Aradaki farkı görmek kolay değildir.
Ego, kendisine dair oluşturduğu görüntüyü korumayı sever. “Ben bilirim”, “Ben doğru yaparım”, “Ben yanılmam” görüntüsünü...
Bu yüzden bazı cümleleri söylemek zor gelir:
“Bilmiyorum.”
“Yanılmışım.”
“Bunu hiç böyle düşünmemiştim.”
“Sen haklıymışsın.”
Oysa bu cümleler insanı küçültmez.
Tam tersine, insanın kendisiyle kurduğu ilişkinin ne kadar sağlam olduğunu gösterir.
Çünkü kendinden emin olmayan insanın her zaman haklı çıkmaya ihtiyacı olabilir. Yanıldığını kabul etmek, sanki kendi değerinden bir şey eksiltecekmiş gibi gelir.
Kendine gerçekten güvenen insan ise yanılmaktan korkmaz.
Çünkü bilir:
Bir konuda yanılmış olmak, bütün olarak yanlış biri olmak değildir.
Bir şeyi bilmemek, değersiz olmak değildir.
Özür dilemek güçsüzlük değildir.
Fikrini değiştirmek tutarsızlık değildir.
Bazen insanın büyümesi, bildiklerinin üzerine yeni şeyler eklemesiyle değil, yanlış bildiklerini bırakabilmesiyle olur.
Belki de ego ile özdeğer arasındaki fark tam burada başlıyor.
Kendini bilmek başka, kendini olduğundan büyük görmek başka.
Kendine güvenmek başka, yanılmaz olduğuna inanmak başka.
Kendini sevmek başka, kendini merkeze koymak başka.
Ve belki insanın asıl sınavı yükselirken başlıyor.
Çünkü düşmekten hepimiz korkuyoruz.
Ama bazen asıl tehlike düşemeyeceğimize inandığımız anda başlıyor.
Hayat hepimizi zaman zaman yükseltiyor. Bir başarıyla, bir bilgiyle, bir makamla, bir deneyimle, bir zaferle...
Bazen gerçekten hak ettiğimiz bir yere geliyoruz.
Bazen de hayat bize olduğumuzdan daha büyük olduğumuzu düşündüren bir dönem yaşatıyor.
İşte o zaman insanın kendisine küçük bir soru sorması gerekiyor:
“Bütün bunlar elimden alınsa ben yine kimim?”
Belki de insanın gerçek yüksekliği, başkalarının üzerine çıkabildiği yer değildir.
Kendisinin üzerine çıkabildiği yerdir.
Daha sabırlı olmak...
Daha çok dinlemek...
Yanıldığında kabul etmek...
Bildiğini paylaşırken bilmediğini de söyleyebilmek...
Kendini büyütürken başkasını küçültmeye ihtiyaç duymamak...
Belki gerçek güç biraz da budur.
Pegasus'un hikâyesini bu yüzden seviyorum.
Bana yalnızca yükselmeyi anlatmıyor.
Yükseldiğinde kendini kaybetmemeyi anlatıyor.
Gökyüzüne çıkabiliriz.
Büyük işler başarabiliriz.
Kendimize güvenebiliriz.
Hatta zaman zaman kendimizle gurur da duyabiliriz.
Bunda hiçbir sakınca yok.
Yeter ki yükseldiğimizde, ayaklarımızın bir zamanlar nerede olduğunu unutmayalım.
Çünkü insanı düşüren her zaman yükseklik değildir.
Bazen insanı düşüren, kendisi hakkında fazla yükselttiği fikirdir.
Ve belki arada bir hepimizin kendisine sorması gereken o küçük ama zor soru şudur:
“Ben gerçekten haklı mıyım, yoksa sadece hep haklı olmak mı istiyorum?”