Eskiden insanlar birbirinin gözünün içine bakarak konuşurdu. Bir söz söylenmeden önce iki kez düşünülür, kırılacak bir kalp varsa cümle yeniden kurulurdu. Bugün ise milyonlarca insan, ekranın arkasına saklanarak tek bir yorumla bir insanın gününü, hatta hayatını karartabiliyor.

Sosyal medya bize fikirlerimizi özgürce ifade etme imkânı sundu. Ne var ki özgürlük ile sorumsuzluk arasındaki ince çizgiyi çoğu zaman kaybettik. Eleştiri kültürü yerini hakarete, farklı düşünceler tahammülsüzlüğe, fikir ayrılıkları ise linçlemelere bıraktı.

Artık insanlar bir olayın doğrusunu araştırmıyor. Bir videonun yalnızca on beş saniyesini izleyip hüküm veriyor, bir fotoğrafın arkasındaki gerçeği bilmeden infaz ediyor. Çünkü sosyal medyada en hızlı davranan değil, en sert konuşan daha fazla görünür oluyor. Beğeniler, paylaşımlar ve alkış emojileri, vicdanın önüne geçiyor.

En acısı da şu; bir insanı hiç tanımadan onun kişiliğine, ailesine, görünüşüne, yaşam biçimine saldırmak sıradan bir davranış haline geldi. Sanki ekranın diğer tarafında duyguları olan gerçek bir insan değil de, sadece bir profil fotoğrafı varmış gibi…

Oysa her acımasız yorumun ulaştığı bir kalp var. O yorumu okuyan bir anne, bir baba, bir çocuk ya da belki de günlerdir sessizce hayata tutunmaya çalışan biri… Yazılan birkaç cümle, hiç tanımadığımız bir insanın omuzlarına tahmin edemeyeceğimiz kadar ağır bir yük bırakabilir.

Ne yazık ki bazı insanlar için sosyal medya, fikir paylaşma alanından çok ego tatmin etme sahnesine dönüştü. Bir başkasını küçümseyerek kendini büyük hissetmeye çalışanlar, aşağılayarak alkış bekleyenler, başkalarının hatalarından prim yapmaya çalışanlar… Oysa insanı yücelten başkasını ezmesi değil, başkasına saygı göstermesidir.

“Haddini bilmek” artık unutulmaya yüz tutmuş bir erdem gibi. Oysa herkes her konuda konuşmak zorunda değil. Her düşünce yazılmak zorunda değil. Her öfke paylaşılmak zorunda değil. Toplum olarak bizim empatiyi yeniden hatırlamaya ihtiyacımız var. Çünkü ekranlar bizi birbirimize yaklaştırırken, vicdanlarımızı birbirimizden uzaklaştırmamalı. Unutmamalıyız ki dijital dünyada yazdığımız her cümle, gerçek insanların gerçek hayatlarına dokunuyor. Belki de artık kendimize şu soruyu sormalıyız: Bu yorumu o insanın yüzüne karşı da söyleyebilir miydim? Cevabımız “hayır” ise, belki de göndermemiz gereken şey yorum değil, biraz vicdandır.