Bugün Eskişehir'in tarihinden söz ederken demiryolunu, göçleri, sanayileşmeyi ve modernleşmeyi anlatırız. Fakat bütün bu büyük dönüşümlerin arasında, küçük gibi görünen ama aslında bir dönemin ruhunu taşıyan insan hikâyeleri vardır. Madam Tadia ve onun istasyon yakınındaki oteli, işte bu hikâyelerin en ilginçlerinden biridir.

19’uncu yüzyılın sonlarında demiryolunun Eskişehir'e ulaşması, kentin kaderini değiştiren gelişmelerden biri olmuştu. İstanbul'dan Ankara'ya tren yolculuğu bugünkü gibi birkaç saat sürmüyor, yolcuların Eskişehir'de konaklaması gerekiyordu. İstasyon çevresi böylece sadece trenlerin gelip gittiği bir yer olmaktan çıkmış; farklı dillerin, kültürlerin, yolculukların ve insanların buluştuğu yeni bir şehir alanına dönüşmüştü.

Araştırmalara göre Madam Tadia, 1891 yılında Eskişehir'e geldi ve 1892'den itibaren istasyon çevresindeki büyük bir evi otele dönüştürdü. Kaynaklarda kökeni konusunda farklı tanımlamalar bulunsa da, Bohemya kökenli ve Avusturya-Macaristan coğrafyasından gelen bir kadın olduğu yönünde güçlü bilgiler vardır. Onun hayatının Eskişehir'e gelmeden önceki bölümü büyük ölçüde belirsizdi. Tuncay Çırak’ın yeni (Eylül 2026’da) yayımlanan “Madam Tadia – Bir Kadın, Bir Otel, Bir Şehir” isimli biyografik romanı bugüne kadar bilinmeyenleri anılarıyla ve fotoğraflarıyla karşımıza getiriyor. Uzun ve zahmetli bir çalışma döneminin sonunda ortaya çıkan çalışma, Eskişehir’in yakın tarihi konusunda pek çok eksiği tamamlayacak nitelikte…

Otel Tadia, dönemin yolcuları için Eskişehir'de güvenilir bir durak haline gelmişti. Seyahatnamelerde ve yolculuk notlarında otelden sık sık söz edilmesi, o zamanın küçük bir Anadolu kentindeki bu işletmenin ününün sadece Eskişehir sınırlarında kalmadığını gösteriyor. Avrupa'dan Anadolu'ya gelen gezginlerin rehberlerinde tavsiye edilen bir otel haline gelmesi, Madam Tadia'nın işini ne kadar başarılı yürüttüğünün de bir işaretiydi.

Demiryolu, Eskişehir'e sadece yolcu getirmiyordu. Yeni fikirler, yeni alışkanlıklar ve yeni bir şehir kültürü de getiriyordu. İstasyon çevresinde oluşan bu hareketli hayatın içinde Madam Tadia'nın oteli, bir konaklama mekânından daha fazlasıydı. Yolculukların kesiştiği, insanların haber aldığı, sohbet ettiği, dinlendiği ve yeniden yola çıktığı bir duraktı. Belki de bu nedenle otelin kapısından geçenler arasında sadece sıradan yolcular yoktu. Hatıralar, otelin sadece sakin bir konaklama yeri olmadığını; savaşın, endişenin ve tarihin doğrudan içine girmiş bir mekân olduğunu gösterir.

Bugün sıradan bir otel odası olarak gördüğümüz bir mekânın duvarları arasında, Milli Mücadele günlerinin kaygıları konuşuluyor. Dışarıda savaşın belirsizliği yaşanıyor. İstasyondan trenler geçiyor. Yaralılar, askerler, görevliler ve yolcular şehrin içinden akıp gidiyor. Madam Tadia, bütün bu büyük tarihin içinde kendi otelini ayakta tutmaya çalışıyor.

İşte burada Madam Tadia'nın hikâyesi, bir Eskişehir hikâyesinden daha büyük bir anlam kazanıyor. Çünkü kentlerin tarihi sadece ayakta duran binaların tarihi değildir. Yıkılmış yapıların, kaybolmuş insanların ve artık yerinde olmayan hayatların da tarihi vardır. Bazen bir binadan geriye sadece birkaç fotoğraf kalır. Tuncay Çırak’ın kitabıyla artık daha fazlasına sahibiz.

Madam Tadia’nın hikâyesinin şimdiye kadar bilinmeyen, çok ilginç ayrıntılarını kitabın okurlarına bırakalım: “Madam Tadia: Bir Kadın, Bir Otel, Bir Şehir – Tuncay Çırak – Kendi yayını, Eylül 2026.”