Barlar Sokağı üzerinden Eskişehir’de nur topu gibi bir gündemimiz oldu. Kapatalım, yasaklayalım, ortadan kaldıralım, bir sokağı toptan kriminalize edelim.
2008-2013 yılları arasında Eskişehir’de üniversite okurken, Barlar Sokağı’na ara ara bizler de giderdik. Bugünün Barlar Sokağı’ndan kendi gençliğimin Barlar Sokağı’na baktığımda tabi ki çok büyük farklar görüyorum. Zaman değişiyor, kuşaklar değişiyor, değişen bir kuşakla beraber alışkanlıkları, eğlence tarzları, yaşam biçimleri, bakış açıları da değişiyor. Ekonomik koşullar insanların yaşam kalitesini o kadar düşürüyor ki, gençlerin neden Barlar Sokağı’na gittiği ya da neden en ucuz paralara eğlenebileceği yerler aradığı gündem olmuyor. Sadece Barlar Sokağı ve asayiş meselesi üzerinden kapatmak çözüm olarak görülüyor.
Pandemi döneminde el değiştirmek zorunda kalan bir Barlar Sokağı olduğunun tüm şehir farkında ama bunun faturasını oradaki mekanlara giden gençlere, insanlara kesmek çok doğru bir yaklaşım değil diye düşünüyorum. Şöyle ki, bir kere yasaklarsanız, bunların mutlaka devamı gelir…
Örneğin, bundan yıllar önce gece 22:00’dan sonra tekellerde ve marketlerde alkol satışı yasaklandı. Ve şöyle bir savunma yapıldı o dönemler: “Biz alkolü yasaklamıyoruz. Alkol almak isteyen, alkollü mekâna gidip alkolünü alsın.” Bugün ise geldiğimiz noktada Barlar Sokağı’nı kapatmayı tartışıyoruz.
Bir bakıyorsunuz Üsküdar ve Fatih'te alkol alanlar dronla uyarılıyor. Distopik bir ana şahit oluyorsunuz. Bir bakıyorsunuz Manifest Grubu, Mabel Matiz şarkılarından, kliplerinden kaynaklı ifadeye çağrılıyor. Ya da aylar önce duyurulan Anyma konseri İstanbul’da, Mohsen Namjoo konseri ise Ankara’da yasaklanıyor.
Yasaklarla çözüm üreteceğimizi sanıyoruz ama aslında daha büyük çözümsüzlüğün içine sokuyoruz ülkeyi. Kadına yönelik şiddet ya da taciz arttığı için bunun nedenlerini sorgulayıp ortadan kaldırmanın yollarını aramak yerine sadece kadınların kullanabileceği “Pembe otobüs” ya da “Pembe Taksi” diye bir şey uyduruyoruz. Kamusal alanda kadınla erkeği direkt ayırmayı, koparmayı düşünüyoruz. Böyle olunca sorun çözülüyor mu? Hayır. Aksine erkek, kamusal alanın sadece kendisine ait olmadığını, bu alanları kadınlarla paylaşmak zorunda olduğunu anlamıyor. Bir kadına karşı nasıl davranması gerektiğini bilmiyor. Yani meseleyi çözüme değil, çözümsüzlüğe doğru götürüyoruz.
Alkol meselesi de öyle. Eskiden Anadolu Üniversitesi’nin kampüsünde bulunan markette alkol satışı yapılırdı. Öğrenciler oradan alkol alır, çimenlerde oturur sohbet ederdi. Ama asla taşkınlık çıkmazdı. Çünkü onun için sıradan bir şeydi. Normaldi, rutindi. O yüzden çay içince nasıl davranıyorsa, alkol aldığında da öyle davranıyordu. İnsanlar nasıl davranması gerektiğini biliyordu.
Gelelim bugünlere. Ben Anyma dinlemiyorum, Manifest’ten bile ifadeye çağrıldıklarında haberdar oldum ama her ikisinin de şarkıları, konserleri beni rahatsız etmedi. Dinlemek isteyen dinler, istemeyen dinlemez. Ya da çocuğunu konsere götürmek isteyen götürür, istemeyen götürmez…
Özetle ortada bir sorun varsa bunun çözümünü yasaklamada aramamak lazım. Daha iyi hizmet veren, daha güvenli, daha temiz, daha sağlıklı Barlar Sokağı’nı tabi ki tartışabiliriz ama çözümü yasaklamada aramamalıyız diye düşünüyorum. Hele ki siyasetçiler. Hangi siyasi partiden olursa olsun söylemleriyle, politikalarıyla toplumu şekillendiren, yön veren siyasiler aynayı kendilerine çevirip düşünmeleri lazım. Her şeyden önemlisi bizim gibi olmayana, bizim gibi yaşamayana tahammül etmeyi alışkanlık haline getirmemiz lazım.