Şarkı söylemek aslında çok ciddi bir iştir. Ama kimse bunu ciddiye almaz. Özellikle de sen söyleyince... Öylesine yaparsın bunu, canın istediği için, eğlence olsun diye. Duşta başlayan o masum konserler vardır ya… Dünyanın en iyi akustiği oradaymış gibi hissedersin. Mikrofon yerine şampuan şişesi, seyirci olarak da fayanslar... Ve nedense orada sesin, Sezen Aksu ile Whitney Houston arasında bir yerde gezinir. Ama kapıyı açıp salona geçtiğin anda gerçekler tokat gibi yüzüne çarpar.
Şarkı söylemek biraz da özgüven işidir. Nota bilmesen de olur, sesin çatlayıp detone olsan da farketmez. Önemli olan o duyguyu verebilmek karşındakine ya da en azından veriyormuş gibi yapabilmek. Çünkü bazı insanlar vardır, şarkıyı söylemez, şarkıyı yaşatır. Bazıları da vardır, şarkı onlardan adeta kaçmaya çalışır.
Arabada şarkı söylemek ise ayrı bir seviye. Trafikte herkes kendi konserinde. Kırmızı ışıkta göz göze geldiğin kişiyle aynı anda bağıra bağıra şarkı söylediğin o an… İşte gerçek dostluk orada başlar ya da hızlıca camını kapatırsın utanıp.
Bir de sözleri uydurma sanatı vardır şarkı söylerken. Bilmediğin yerde “lalalala” diye devam etmek yerine, özgüvenle bambaşka bir hikâye yazarsın. Orijinalinden daha dramatik bile olabilir bazen. Bestecisi görse “Ben bunu niye düşünemedim?” der.
Kısacası şarkı söylemek için illa sesinin güzel olması gerekmez. Sanatçı değilsin sonuçta. Sen içinden geldiği için söylüyorsun. Bu iş biraz cesaret, biraz delilik ve bolca eğlencedir. Çok güzel söylemek de şart değil Ama keyif almak zorunlu!.. Ve unutmayın; siz şarkıyı güzel söyleyemiyorsanız, şarkı sizi güzel dinliyordur. Emin olun...