Bayramlar sadece takvimde yer alan özel günler değildir; bir milletin hafızasıdır. Aynı sofraya oturmayı unutanların yeniden hatırladığı, kırgınlıkların bir kenara bırakıldığı, kapıların da gönüllerin de aralandığı zamanlardır. Çünkü bizim kültürümüzde bayram; yalnızca şeker toplamak, yeni kıyafet giymek ya da tatil yapmak değildir. Bayram, birlikte olmanın adıdır.
Eskiden bayram sabahları erken başlardı. Evlerde telaş olur, mutfaktan gelen kokular bütün sokağa yayılırdı. Büyüklerin eli öpülür, küçüklere harçlık verilirdi. Bir kahvenin kırk yıl hatırı olduğu gibi, bayram ziyaretlerinin de insan ömründe unutulmayan bir yeri vardı. Çünkü o ziyaretler sadece gelenek değil, aynı zamanda aidiyet hissiydi. İnsan, bir yere ait olduğunu en çok bayramlarda anlardı.
Bugün ise teknolojiyle yakınlaşırken, birbirimizden uzaklaşmayı da öğrenmiş gibiyiz. Mesajlarla kutlanan bayramlar, kapısı çalınmayan büyükler, aynı evde telefona gömülen insanlar… Oysa adetlerimizi yaşatan şey; sözler değil, davranışlardır. Bir annenin hazırladığı bayram sofrası, bir babanın sessizce uzattığı harçlık, çocukların heyecanı ve ailece edilen sohbetlerdir bizi biz yapan.
Toplumları ayakta tutan sadece ekonomi ya da şehirler değildir; kültürdür, gelenektir, aile bağlarıdır. Bayramlar da bu bağların en güçlü hatırlatıcısıdır. Çünkü insan ne kadar modernleşirse modernleşsin, bir yerde hâlâ sıcak bir aile sofrasına, samimi bir hoş geldine ihtiyaç duyar. Çünkü bayram; aynı sofrada buluşmanın, aynı duaya “amin” diyebilmenin huzurudur. Aile ise insanın en yorgun anında bile kendini evinde hissettiği yerdir.
Bugün belki eksiklerimiz, özlediklerimiz var… Ama bir arada olabilmek hâlâ en güzel bayram sebebi. Sevdiklerimizin sesi, gülüşü ve varlığı hiç eksik olmasın. Geçmiş bayramınız mübarek olsun. Sağlıkla, afiyetle nicelerine inşallah…
