8 Temmuz 2020 Çarşamba 948 Okunma

İSTANBUL DEPREMİ VE ESKİŞEHİR

 


             17 Ağustos 1999 yılında, yaşadığımız büyük Gölcük depreminin üzerinden, 21 yıl geçmesine rağmen, o günden, bugüne kadar da tartışma konusu olan, muhtemel İstanbul depremi için yeni bir gelişme yaşandı.
               Ege'de, 5 ve üzerindeki depremler sürerken, Bilim Akademisi Üyesi Prof. Dr. Naci Görür, "Minimum 7.3 deprem geliyor, şakası yok" diye uyardı ve "İstanbul gibi yapı stokunun, yüzde 60’ının zafiyet içinde olduğu, bir yerde, bunun sonuçları çok büyük olacak" dedi.


                 Uzmanlara göre en kötü senaryo, 1509 yılında,  İstanbul’da yaşanan depreme benzer bir depremin tekrar etmesi. 7.7 büyüklüğündeki bu deprem,  üç tane Gölcük Depremi anlamına geliyor. Bu deprem, bugün gerçekleşirse,  80 bin bina yıkılabilir. Minimum 150 bin insanın ölmesi anlamına geliyor. Bu sayı 500 bine kadar çıkabilir.


                Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Haluk Özener, " Sadece İstanbul'u değil, 10 farklı ilin bu depremden etkileneceği öngörülüyor" dedi.


               Eskişehir’ de İstanbul depreminden etkilecek 10 il arasındadır.


              Gölcük depreminden sonra da depremlerle ilgili,  ülke bazında ve Eskişehir’ de, pek çok tedbir gündeme geldi ama hiçbiri, arzu edilen boyuta, hayata geçirilemedi.


              Nitekim 17 Ağustos depreminden sonra, TBMM'de grubu bulunan, siyasi partilere mensup milletvekilleri, deprem felaketiyle ilgili, alınan ve alınması gereken tedbirler konusunda, meclis araştırması açılması için, önerge vermelerine, bu önerge sonra gerekli tedbirlerin alınması için, çeşitli uyarılar yapılmasına rağmen, İstanbul ve   İstanbu depreminin etkileyeceği,  Eskişehir’ in de içinde bulunduğu,10  Kentte,  gerekli tebirler alınmıyor. 


            Yine önergede, ”Afet riski yüksek olan bölgelerden başlamak üzere, mevcut yapı ve altyapıların afetler olmadan önce güçlendirilmesi ve yenilenmesi çalışmalarına kamu binalarından başlayarak, önem ve öncelik verilmeli ve bu amaç için yeterli iç ve dış kaynaklar bulunarak, özel bir uygulama projesi hazırlanmalıdır. “ ifadesi yer almıştı.               


            Aynı önerge de,” planlama ve yapı sektöründe görev alan şehir plancılığı, mimar, inşaat, jeoloji, jeofizik, makine ve elektrik mühendisliği gibi, uzmanlık alanlarının yetki ve sorumluluklarını belirleyen, meslek yasaları çıkarılmalıdır. Bu yasalarda, Meslek Odalarına üyelerini denetleme yetkisi verilmeli, ve odalar sorumlu tutulmalıdır ifadleri yer lamasına rağmen bugüne kadar da arzu edilen boyutta gereği yerine getirilmedi.


              Ayrıca önergede, “ülkemizde, sağlıklı yapılaşma için, yeterli sayıda mimar, mühendis ve teknik eleman bulunmaktadır. İnşatlarda, mimar, mühendis, tekniker kalifiye usta-işçisinin istihdamını sağlayacak, yasal düzenlemeler yapılmalıdır” önerisi de yeteri kadar hayata geçirilmedi.


           Önergedeki,” bağımsız ve uzman bir meslek kuruluşu olarak, İnşaat Müteahhitleri Odası kurulmalı ve müteahhitler meslek ilkeleri açısından denetlenmelidir. Müteahhitlik sistemi değiştirilerek, yetki ve sorumlulukların belirleneceği, bir hukuki sisteme kavuşturulmalıdır. “ifadelerinin de hiçbiri, bugüne kadar arzu edilen boyutta gerçekleşmedi.


              İstanbul depreminden,  etkilencek olan Eskişehir’ de, yıllardır. Anadolu Üniversitesi öğretim üyesi ve Jeoloji Mühendisleri Odası Eskişehir Şube Başkanı, Sayın Prof. Dr. Can Ayday Eskişehir’in, deprem tehdidi altında olduğunun, yıllardır sürekli hatırlatıyor ve ilgilleri de uyarıyor.


             Prof. Dr. Ayday, resmi kurumların, konuya ilgisiz kaldığını, Valilik tarafından konuyla ilgili, çalışma yapılmasına rağmen, diğer kurumların, bu çalışmalara duyarsızlığından da sürekli müşteki olmuştu.  Ancak Sayın Prof. Dr. AYDAY’ ın uyarıları ilgiler tarafından yeteri kadar dikkate alınmadı.           


            Elbette  depreme, hazırlıklı olmanın reçete niteliğinde, basit bir çözümü de yoktur. Ancak deprem öncesi çalışmalar zamanında, yerinde, yeterli, sürekli ve bilimsel temele dayalı olarak doğru ve iyi yapılırsa, deprem sonrası çalışmalar da, o denli az olur ve depremin yıkıcı etkisi en aza indirgenir.              


               İstanbul depreminden,  etkilecek olan Eskişehir’de,  17 Ağustos Depremi’nden sonra gündeme gelen, öneriler ve düşünülen tebirler,  özellikle de binaları depreme hazırlıklı olması ile ilgili önlemler, eksiz yerine getirilmelidir. 


                Eskişehir’de, 17 Ağustos sonrası Zincirlikuyu Mahallesinde gerçekleştirilen 62500 m2 çadır kent bölgesi belediye tarafından yok edildi.  Mamuca da gerçekleştirilen 55500 m2 çadır TOKİ tarafında binalar yapılarak ve  Şahin Tepesin’deki çadır kent sahası da, maalesef Alp Yapı Kooperatifine tahsis edilerek ortadan kaldırılmıştır.


               O nedenle, yeni çadırkenler ve deprem toplanma yerleri, tekrar tespit edilerek,  hayata geçirilmeli, halkta bu alanda sürekli bilgilendirilmelidir.. Çünkü bu çadır kent sahalarının, her an hazır olacak şekilde muhafaza edilmesi ve depremde, gerekli olacak malzemenin de her an hazır olması gerekir.  


              Ayrıca Eskişehir’de, depremin doğurabileceği zararların azaltılması konusunda toplumun bilgilendirilmesi ve bilinçlendirilmesi amacıyla sürekli, etkili eğitim programları yapılmalı ve alınan önlemlerde, sürekli gündemde tutulmalıdır.


             Eskişehir’de  Gölcük Depremi’ nde,  zarar gören ve İstabul depremimde, yıkılacak ve zarar görebilecek binalar,  kette oluşturulacak yetkili birimler tarafından, tespit edilerek, depremlere dayanıklı hale getirilmeli veya bina sahipleri uyarılmalıdır. Çünkü Depremler, ihmale gelmez. Son pişmalıkta fayda vermez…