Yapay zekâ artık hayatımızın hemen her alanında var. Birkaç saniye içinde yazı yazabiliyor, sorularımızı yanıtlayabiliyor, resim oluşturabiliyor, verileri analiz edebiliyor, hatta karmaşık sorunlara çözüm önerileri sunabiliyor. Üstelik bütün bunları bazen bir insanın saatlerce, günlerce uğraşarak yapabileceği işlerden çok daha kısa sürede gerçekleştiriyor.

Böyle bir dünyada insanın aklına ister istemez şu soru geliyor: Makineler bu kadar gelişirken insanın yeri ne olacak?

Belki de soruyu yanlış soruyoruz. İnsan, yapay zekâyı hız, bilgi miktarı, hesaplama ve üretim kapasitesi bakımından yenmeye çalışarak üstünlüğünü koruyamaz. Çünkü bu yarışın kurallarını ve ölçülerini zaten makineler belirliyor. İnsan, makineyle makinenin güçlü olduğu alanda yarışmak yerine kendisini insan yapan özelliklere yeniden yönelmelidir.

Bir bilgisayar milyonlarca veriyi birkaç saniyede değerlendirebilir. Fakat bir insanın yaşadığı acının anlamını, sevdiği birini kaybetmenin ağırlığını veya bir başkasının sıkıntısını paylaşmanın değerini aynı biçimde deneyimlediğini söyleyebilir miyiz? Yapay zekâ sevgiyi anlatabilir, merhamet üzerine yazabilir, adaleti tanımlayabilir. Ancak bunları anlatmakla yaşamak arasında önemli bir fark vardır.

İnsan sadece bilgi işleyen bir varlık değildir. Düşünür, hisseder, sorgular, hayal kurar, yanılır, pişman olur, bağışlar ve anlam arar. Hayatını sadece hesaplarla düzenlemez. Bazen hiçbir maddi karşılığı olmayan bir davranışı, sırf doğru olduğuna inandığı için gerçekleştirir.

İşte insanın asıl gücü burada ortaya çıkar.

Kuşkusuz; yapay zekâyı küçümsemek veya teknolojik gelişmeye karşı çıkmak doğru değildir. Yapay zekâ sağlık hizmetlerinden eğitime, bilimsel araştırmalardan sanata kadar pek çok alanda insanlığın imkânlarını genişletebilir. Rutin işleri üstlenerek insanlara zaman kazandırabilir. Önemli olan, bu imkânları nasıl kullandığımızdır.

Yapay zekâyı bir yardımcı olarak mı göreceğiz, yoksa hayatımızın yönünü belirleyen bir efendiye mi dönüştüreceğiz?

Bu ayrım geleceğimiz açısından belirleyici olacak.

İnsan, makineye devredebileceği işleri devredebilir. Ancak düşünme, sorgulama, karar verme ve sorumluluk üstlenme yeteneklerini bütünüyle devretmemelidir. Çünkü bunlar sadece günlük işlerimizi kolaylaştıran beceriler değildir; insan olmanın temel parçalarıdır.

Daha hızlı olmak zorunda değiliz. Herkesten daha fazla bilgiye sahip olmak zorunda da değiliz. Ancak daha anlayışlı, daha adil, daha yaratıcı ve daha sorumlu olmayı başarmalıyız.

Bugün asıl tehlike, yapay zekânın insanı geçmesi değil, insanın kendi değerini makinelerin performansıyla ölçmeye başlamasıdır.

Belki de bu çağın en önemli dersi şudur: Daha fazla bilgi sahibi olmak bizi mutlaka daha bilge yapmaz. Daha fazla üretmek daha mutlu olmamızı garanti etmez. Daha fazla teknoloji kullanmak da daha fazla insan olduğumuz anlamına gelmez.

İnsan, makineden daha fazla makine olmaya çalışmamalı. Kendi insanlığını geliştirmeye çalışmalıdır.

Çünkü geleceğin dünyasında insanın gerçek üstünlüğü, makineler kadar güçlü olmasında değil, sahip olduğu gücü ne için ve nasıl kullanacağını bilebilmesinde yatıyor.