Anamız!

Şaka bir yana, mütemadiyen Odunpazarı’ndaki Külliye ile aramıza girip çıkan bir ev sahibi gibi…

Eskiden bir meselenin muhatabını bulmak bu kadar zor değildi.

Bir müdürlüğün adı bir tartışmaya karıştığında, dönüp o müdürlüğe bakardınız. O müdüre soru sormak gibi bir şansınız vardı. Şimdiki muhabir arkadaşlar hatırlamazlar ama inanın bana, böyleydi. Mesela müdürlüklerin tamamı, Eskişehir kamuoyundan gelecek tepkilere kulaklarını tıkama vurdumduymazlığı içinde olamazlardı.

İtirazların koltuktan ettiği müdürler gördü bu gözler. Birer muhataptılar ya da muhatap olmak zorundaydılar anlayacağınız.

Bu şehrin, her meselenin cevabını iktidar partisinin temsilcilerinden almak zorunda olmadığı zamanlardan söz ediyorum.

Bir kurumun icraatını anlatmak, kararını savunmak, gerekçesini açıklamak için ille de bir siyasetçinin söze girmesi gerekmiyordu.

*****

Şimdi Vakıflar Bölge Müdürlüğüne bakalım.

Bizim neyimiz?

Eskiden bakarsak masum bir hiçbir şeyimizdi. Yeniden bakarsak; evi kiralayan, şehir dışında oturan bir kodaman… Oğlu gelmiştir, “çık” demiştir.

Düşününce insan tuhaf oluyor. Koskoca bölge müdürlüğü, Eskişehir kamuoyunun karşısına neredeyse yalnızca bir tahliye meselesinin tarafı olarak çıkıyor. Üstelik öyle sıradan bir idari işlemin muhatabı gibi de değil…

Sanki Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt'un en cevval siyasi rakiplerinden biriymiş gibi...

Bir tarafta Kazım Kurt, öbür tarafta Vakıflar Bölge Müdürlüğü.

Bir belediye başkanıyla mücadele etmek üzere kurulmuş, başlıca işi Kurşunlu Külliyesi'ni geri almak olan bir kurum hayal edin.

Şehrin önüne konulan görüntü aşağı yukarı bu…

Bir kamu kurumunun varlığıyla, o kurumun şehir hayatında hissedilen varlığı aynı şey değil. İlki o kadar da zor değil; tabelayı koy, kadroyu oluştur, bütçeyi ayır, tamam. İkincisi ise yaptığınız işin kamuoyunda karşılık bulmasıyla, şehrin hayatına dokunmasıyla mümkün.

*****

Hatırlayın, bir zamanlar DSİ Bölge Müdürünün kim olduğu önemliydi bu şehir için. TÜLOMSAŞ'ın başında kimin bulunduğu, ne düşündüğü, neyi hedeflediği merak edilirdi. Çünkü bu kurumların yöneticileri, şehrin geleceğine ilişkin meselelerde bürokratik birer isim olmanın ötesinde, aynı zamanda kamusal muhataptılar.

Bugünse kurumların adını biliyoruz… Bazen onu da unutuyoruz.

Onların yerine konuşan siyasetçileri ise gayet iyi tanıyoruz.

Kurumsal sorumluluğun yerini siyasi savunmanın alması, kurumların yok oluşundan ziyade, biraz da siyasallaşmasına işaret ediyor. Kurum ortadan kalkmıyor elbette. Fakat sadece mülklerini değil, aklını, dilini, sözünü de kiraya vermiş bir görüntü sergiliyor.

Vakıflar Bölge Müdürlüğü, Kurşunlu Külliyesi'ni geri almak dışında Eskişehir için ne yapıyor?

Bu sorunun cevabını da duymak isteriz.

Bir kamu kurumunun adını yalnızca bir belediye başkanıyla karşı karşıya geldiğinde duymak, artık sıkıcı hale geldi.

Vakıflar Bölge Müdürlüğü bizim neyimiz?

Tahliye memurumuz mu, icra katibimiz mi?

Hazır Külliye’yi Odunpazarı Belediyesi’nden alıyorken, kıymetlimiz Vakıflar Müdürlüğü aklını da iktidar temsilcilerinden istesin. İlki belediyeye zarar yazar, ikincisi tüm ülkeye.