Sivil toplum kuruluşları (STK’lar), bir kentin toplumsal yaşamını zenginleştiren, sorunlarına çözüm arayan ve ortak değerlerini yaşatan önemli yapılardır. Kültürden sanata, eğitimden çevreye, ekonomiden sosyal sorumluluğa kadar pek çok alanda çalışan bu kuruluşların ortak amacı, yaşadıkları topluma katkıda bulunmaktır. Ancak aynı veya benzer alanlarda çalışan kuruluşların zaman zaman birbirlerini desteklemek yerine rakip olarak görmeleri, üzerinde düşünülmesi gereken bir çelişkidir.

Bir dernek konferans düzenler, diğer dernek katılmaz. Bir vakıf toplumsal bir konuda çalışma yapar, benzer amaçları olan başka bir kuruluş duyurusunu paylaşmaya bile gerek görmez. Bir sivil toplum kuruluşunun önemli bir etkinliği, diğerleri tarafından sanki hiç gerçekleşmemiş gibi karşılanır. Üstelik bu ilgisizlik bazen açık bir anlaşmazlıktan değil, sessiz bir rekabetten kaynaklanır.

Oysa bir kuruluşun başarılı olması, diğerinin başarısız olması anlamına gelmez. Toplumsal fayda, bir kuruluşun tek başına sahiplenebileceği bir alan değildir. Öyleyse bu görünmez duvarları nasıl aşabiliriz?

Öncelikle, dayanışmayı iyi niyet temennisinden çıkarıp somut bir çalışma düzenine dönüştürmeliyiz.

İlk adım, ortak bir etkinlik takvimi oluşturmak olmalı. Aynı alanda çalışan kuruluşlar, her ayın başında önümüzdeki dönemde gerçekleştirecekleri etkinlikleri birbirleriyle paylaşabilir. Böylece hem tarih çakışmaları azaltılır hem de diğer kuruluşların çalışmalarına katılmak isteyenler programlarını önceden yapabilir. Bunun için büyük toplantılara veya yeni bir bürokratik yapıya ihtiyaç yoktur. Ortak bir e-posta grubu ya da mesajlaşma grubu yeterlidir.

İkinci adım, karşılıklı katılımı alışkanlık hâline getirmek. Her kuruluş, düzenlediği etkinlik için benzer alanlarda çalışan birkaç kuruluşu doğrudan davet edebilir. Davet edilen kuruluşlar da uygun olduklarında en az bir temsilciyle katılmayı hedefleyebilir. Her etkinliğe katılmak mümkün olmayabilir; ancak katılamayan bir kuruluşun kısa bir teşekkür mesajı göndermesi, duyuruyu paylaşması veya sonraki etkinlik için iş birliği önermesi bile iletişimi canlı tutar.

Üçüncü adım, küçük ama ölçülebilir iş birlikleri geliştirmek. Kuruluşların hemen büyük ortak projelere girişmesi gerekmiyor. Bir etkinliğin duyurusunu birlikte yapmak, bir konuşmacıyı ortaklaşa davet etmek, bir araştırmanın sonuçlarını paylaşmak veya ortak bir panel düzenlemek başlangıç için yeterlidir. Birlikte yapılan tek bir başarılı çalışma, karşılıklı güvenin gelişmesine katkıda bulunabilir.

Dördüncü adım, ortak bir iletişim ve duyuru ağı kurmak. Katılımcı kuruluşlar, birbirlerinin kamuya açık etkinlik duyurularını belirli koşullarla paylaşmayı kabul edebilir. Örneğin her kuruluş, ayda en az bir başka kuruluşun etkinliğini kendi iletişim kanallarında duyurabilir. Böylece her kurumun eriştiği kitle genişler ve kentteki toplumsal çalışmalar daha fazla insana ulaşır.

Beşinci adım, kişisel kırgınlıkları kurumsal ilişkilerden ayırmak. Yöneticiler arasında yaşanan anlaşmazlıkların kuruluşların bütün ilişkilerini belirlemesine izin verilmemeli. Sorunlar varsa bunlar doğrudan, yapıcı ve mümkünse yüz yüze görüşmelerle ele alınmalı. Kurumlar arası ilişkiler, kişilerin geçici duygularından daha kalıcı bir zeminde yürütülmelidir.

Bütün bunların uygulanabilmesi için basit bir yöntem de önerilebilir: Aynı alanda çalışan beş veya altı kuruluş bir araya gelsin; üç aylık bir deneme dönemi belirlesin. Bu sürede etkinlik takvimi paylaşımı, karşılıklı davet, duyuru desteği ve en az bir ortak faaliyet uygulansın. Üç ayın sonunda nelerin işe yaradığı, hangi engellerin ortaya çıktığı birlikte değerlendirilsin. Başarılı sonuçlar varsa uygulama genişletilsin.

Burada önemli olan, herkesi her konuda aynı düşünmeye zorlamak değildir. Kuruluşlar kendi kimliklerini, bağımsızlıklarını ve önceliklerini elbette korumalıdır. Beklenen şey, farklılıkları ortadan kaldırmak değil, ortak yarar alanlarında birlikte hareket edebilmektir.

Unutmayalım: Bir kuruluşun etkinliğine katılmak, onun her görüşünü benimsemek anlamına gelmez. Bir duyuruyu paylaşmak, kurumsal bağımsızlıktan vazgeçmek değildir. Başka bir kuruluşun başarısını takdir etmek de kendi değerimizi azaltmaz.

Sivil toplumun gücü, yalnızca kaç kuruluşun var olduğuyla değil, bu kuruluşların birbirleriyle ne kadar verimli ilişki kurabildiğiyle ölçülür. Öyleyse işe büyük sözlerle değil, küçük adımlarla başlayalım: Birbirimizin takvimini öğrenelim, davetlerimize karşılık verelim, duyurularımızı paylaşalım ve yılda en az bir işi birlikte yapalım. Çünkü topluma hizmet etmek için yola çıkanların öncelikli görevi, birbirlerini gölgede bırakmak değil, birlikte daha fazla ışık üretmektir.