Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt, Kurşunlu Külliyesi’ni 3 Kasım’da boşaltmaları için kendilerine Vakıflar Bölge Müdürlüğü’nden tebligat geldiğini basın açıklaması yaparak duyurdu.

Bir kenti “kent” yapan şey; sadece binaları, caddeleri değil. Bir kenti kent yapan, o sokaklarda nefes alan kültür, hayat bulan sanat ve ortak hafızasıdır. Bugün Eskişehir, tam da bu ortak hafızanın, ulusal ve uluslararası kültürlerin sanat aracılığıyla bir araya geldiği özel bir mekanla yeniden sınanmak isteniyor.

“Yeniden sınanmak isteniyor” diyorum. Çünkü Vakıflar Bölge Müdürlüğü, 2016 yılında da Odunpazarı Belediyesi’nin Kurşunlu Külliyesi’ni boşaltmasını istemiş, fakat Kazım Kurt, Külliye önünde yaptığı oturma eylemi ve hukuki mücadele ile süreci belediyenin lehine çevirmişti. Peki bugün oturma eylemi yapsa, sonuç değişecek mi? Kazım Kurt gibi mücadele kültürünü yaşam pratiği haline getirmiş bir isim bile bundan şüphe duyar hale gelmiş. Nasıl mı?

Bunu Kazım Kurt şöyle anlatıyor; “Şimdi bazı arkadaşlarımız diyor ki, 10 yıl önce eylem yaptınız, direndiniz şimdi ne yapacaksınız? Şimdi öyle bir aşamaya geldik ki eylem yapmaya bile değmez. Çünkü karşımızdaki anlayış buraya “yığmışlar bazı tahta parçalarını, diyor.”

Düşünün karşınızda kültürden ve turizmden sorumlu olan kişi ya da kişiler, yılların emeğiyle bugünlere gelmiş eserlere, tahta parçası diyebiliyor. O "tahta parçası" dedikleri müzeye adım atmışlar mıdır bilmiyorum ama o müzeyi gezdiğinizde, 2015’te ailesiyle savaştan kaçarken bindikleri teknenin batması nedeniyle Muğla’da kıyıya vuran Aylan Bebeğin ahşaptan yontulmuş heykeli yüzünüze çarpıyor. Birilerinin "tahta parçası" dediği yerde dünyanın vicdanı yatıyor, sanatın, kilometrelerce uzaktan gelmiş sanatçıların alın teri bulunuyor. Bu o müzede bulunan “eserlerden” sadece bir tanesi.

Eskişehir’de Tahta Parçası Denilen Yerde Dünyanın Vicdanı Yatıyor Istikbalgazetesi

Ama maalesef ülkemizde bürokrasi ve kamu yönetimi siyasi hesapların görüldüğü, “senden-benden” anlayışının hüküm sürdüğü bir sürece evrildi. Bu da sanırım bazen Kazım Kurt’u bile kırgın ve çaresiz hissettirebiliyor. Çünkü Kazım Kurt’un basın açıklaması bir belediye başkanının yaptığı hukuki bir açıklama olduğu kadar vicdani kısmı da ağır basan bir açıklamaydı. “18 kişi işsiz kalacak. 20 esnaf olumsuz etkilenecek. Yüzlerce sanat eseri ortada kalacak” dedi. Daha ne diyebilirdi? Nasıl anlatılabilirdi?

Konuşmasında her bir cümlesi birer manşetti. Bakan’a, Vali’ye, Kaymakam’a, Eskişehirlilere seslendi. Herkese vicdan çağrısı ve bir hatırlatma yaptı: “Odunpazarı'nın merkezi kararacak. Tıpkı Kanlıpınar'daki gölet gibi, tıpkı karşımızdaki göç müzesi gibi, tıpkı Dede Korkut Parkı gibi bakıma muhtaç, çözümsüz ve insanlara zarar veren bir noktaya gelecektir.” Daha önce Odunpazarı Belediyesi’nin elinden alınan Şehr-i Derya Parkı… Alındı da ne oldu? Bakımsız, izbe ve kullanılmaz bir hale geldi maalesef.

Karar sizin. Burası ya dünyanın dört bir yanından gelen sanatçıların nefes aldığı, lületaşının, ahşabın, cam eserlerin hayat bulduğu bir kültür merkezi olarak kalacak ya da Kazım Kurt’un dediği gibi siyasi inatların kurbanı olacak. Tercih Eskişehir’in, tercih vicdan sahibi kamu görevlilerinin.