Yalnızlığın sesini duymak

Uzaydan gelen sesleri algılamak ve çözmek için kurulmuş teknolojik sistemler var. İnsanlık evrende var olabilecek başka hayatlara ait sesleri yakalayabilmek için kaynak ve zaman harcıyor. Bu sesler bir gün bize ulaşacak mı? Hayat süremiz yeterse bilme imkânımız olacak. Dinlemeyi ve duymayı başarırsanız; evrende her varlığın sesi olduğunu fark edebilirsiniz. Çiçeklerin büyümesinin, hayvanların yiyecek arayışının, kayaların kumlara dönüşünün, denizde yosunların dalgalarla sallanışının kendi sesleri var. Mutluluğun ve hüznün de sesi var.

Yalnızlığın sesini duymayı başarırsanız hayat çevrenizde ne kadar çok yalnız insan olduğuna şaşıracaksınız. Bir yalnızlar senfonisi oluşturacak kadar zengin ve çeşitli… Hele yalnızlığın sesinin kalabalıklar içinden süzülüp geliyor olması daha şaşırtıcıdır. Kalabalıklar içinde yalnız olmak... Yoğunluk görüntüleri veren insanlar vardır. Ne çok işleri, ne yoğun koşuşturmaları vardır diye düşünürüz. Çevrelerinde sürekli olarak, değişik kesimlerden insanlar bulunur. Onların da yalnız olabilecekleri nadiren aklımıza gelir.

Yalnızlık kolay paylaşılabilir bir duygu değil. Yalnız olmaktan utandığımız, başkalarına ifade etmeye cesaret edemediğimiz dönemler bile olur. Ancak hayat deneyimimiz arttıkça, yalnızlığın pek çok insanın ortak özelliği olduğunu hayretle fark ederiz. Değişik mekânlarda bir kalabalık olarak bulunduğumuz halde, topluluğumuzun gerçekte tek tek yalnızların toplamı olduğunu kavrarız. Yalnızlık kaderimiz midir? Yalnızlık, kırılmaz ve değiştirilmez bir dramatik senaryo mudur? Yalnızlığı duyumsamamız kaçınılmaz bir durum mudur?

Karakterimizin oluşma sürecinde en etkili dönemlerden biri çocukluğumuzdur. İlerleyen yaşlarda anlaşılmaz gibi gelen pek çok özelliğimizin yapı taşları çok erken yaşlarımızda oluşmaktadır. Çocukluğumuzda gelişen bu karakter unsurlarını bir taş temelli yapıya benzetebiliriz. Yapı yükseldiğinde, temel taşlarını göremeyiz ama onlar daima oradadırlar; bina, bu taşların üzerinde yükselmektedir. İşte; çocukluğumuzda yaşadığımız olaylar da böyledir. O dönemde yaşadıklarımız ve bu olaylardan edindiğimiz davranış modeli, karakterimizin temel taşları olarak derinlerde bir yerlerde bizi ayakta tutmaya devam ederler.

Binaların yapıldıktan uzun yıllar sonra sağlamlaştırıldığını bilirsiniz. Benzer şekilde;yalnızlık duygusundan ve bunun olumsuz etkilerinden uzaklaşmak için,gerçekleştirebileceğimiz bazı önlemler vardır kuşkusuz… Yalnızlık bir yol kavşağı ise burada tercih edebileceğimiz iki yön olabilir. Birincisi; etrafımıza duvar örerek yalnızlığımızı mutlaklaştırabiliriz. Bu durumda; gerçekten bir süre sonra yalnızlık, bir hayat tarzı haline gelir. Bazı insanlar yalnızlığın hüznü ile yaşamaktan mutlu bile olabilirler. Çevrenize dikkatle baktığınızda, hayat tarzı olarak yalnızlığı seçmiş insanlar görebilirsiniz.

Yalnızlık kavşağından ayrılan ikinci yol ise, hayatla köprüler kurmaya çalışan seçenektir. Etrafınıza yalnızlığı mutlaklaştıracak dört duvar örmek yerine, hayatla aranızda yeni köprüler oluşturabilirsiniz. Ama bu seçenekte kararlılık esastır. Ayrıca emek vermeniz de gerekir.

Dünyayı, hayat çevremizi, kendimizi ve başkalarını karşılaştırmalar öğreniyoruz. Müzik notaların toplamı değil; seslerin ve sessizliğin birbirine göre farklılığıdır. Farklar olmasa hayatın algılanması da olmaz. Siyah ve beyaz, ışık ve karanlık, olumlu ve olumsuz, sevinç ve keder daima birlikte var. Işık olmazsa gölge de olmaz çünkü ışığı karanlıkla dengeleyerek tanır ve kavrarız. Tatlı ve acı, mutluluk ve keder, gerginlik ve rahatlama tümü bir bütünü kavramada göstergeler bizim için.

Kıssadan hisse: Yalnızlığınızın kalitesi, gelecekteki muhtemel birlikteliğinizin kalite göstergesidir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Gürcan Banger Arşivi