Siyasi partilerde, özellikle de sol ve sosyal demokrat partilerde ‘’hizip’’ olarak tanımlanan gruplar olabilir.

Oluyor da…

Dünya genelindeki örnekleri oldukça fazla…

Oluşumlarının temelinde ‘’ideoloji’’ yer alır.

‘’İdeolojik ayrılıklar’’, parti program ve politikalarıyla ilgili düşünce farklılıkları sonucunda hizipler oluşur.

Temelinde ‘’ideoloji’’ olduğu için parti açısında ‘’zarar’’ oluşturmazlar.

Tam aksine fayda sağladıkları bile olur.

Türkiye’deki sosyal demokrat partilerde de örnekleri görüldü.

Ne var ki, Türkiye’deki örnekleri dünyadakilerle kıyaslamak olanaksız…

Her alanda bir ‘’Türk tipi model’’ oluşur ya, bu alanda da aynı…

Türkiye’deki partilerde de ‘’Türk tipi hizip’’ oluştu.

Dünyadaki örneklerinden ayıran önemli bir fark var.

O da oluşum nedenleri…

‘’İdeolojik’’ olduklarını söylemek olanaksız…

Öyle olsa program tartışmalarında kendisini gösterir.

Program tartışmalarında görüş ayrılıkları ortaya konulur, ‘’görüşün parti programına yansıması’’ için çaba harcanır.

Türkiye’de yok öyle bir şey…

Programlar hazırlanıyor, program değişiklikleri yapılıyor ama ciddi bir tartışma olduğu falan yok.

Parti yönetiminde bulunan programlar olduğu gibi kabul ediliyor.

Günlerce sürmesi gereken program görüşmeleri bir günde ‘’şipşak’’ tamamlanıyor.

Program konusunda böylesine bir ‘’görüş birliği’’ varken partilerde ‘’hizip’’ diye bir şeyin olmaması gerekir.

Ama oluyor.

Oluşma nedeni de ‘’ideolojik’’ değil kişisel… ‘’Adamcılık’’ dense de olur.

Tanımlanmaları da ‘’Hasancı’’, ‘’Hüseyinci’’ ve benzeri isimlerle yapılıyor.

Parti genelini kapsayanlar olduğu gibi yerel örgütler bünyesinde de oluşabiliyorlar.

Eskişehir’deki örgütlenmelerdeki örnekleri de oldukça fazla…

‘’Hizip’’ hareketi genellikle parti yönetimine karşı oluşur. ‘’Azınlık’’ olarak parti içi ‘’iktidar mücadelesi’’ verir.

Mücadelede başarılı da olabilir, parti yönetimini üstlenebilir.

Doğalında ‘’iktidar’’ olarak tüm partilileri kucaklaması gerekir.

Ama gereken olmaz…

Parti yönetimini üstlense de ‘’hizipçilik’’ anlayışından kurtulamaz.

‘’Tartışmasız itaat’’ ya da ‘’biat’’ arayışı devam eder.

‘’Liyakat’’ ya da ‘’bilgi’’ yerine ‘’biat’’ ya da ‘’kişiye sadakat’’ ön planda tutulur.

Sözde ‘’ekip’’ dense de gerçekte ‘’ekip’’ falan olmaz…

‘’Hizip başı’’ ne derse tartışmasız o olur.

‘’Hizip’’ kazanır, ama parti çok şey kaybeder.

‘’Biat’’ etmeyenler dışlanır… Doğal olarak da parti küçülür.

Öyle olsa da ‘’hizipçiler’’ için hiç önem taşımaz…

‘’Küçük olsun benim olsun’’ anlayışı ile hareket edilir.

Azınlıkta kalırlar.

Ama ‘’örgütlü azınlık’’ olarak sahip oldukları farklı güçleri kullanarak yönetimde kalmayı başarabilirler.

Elbette ki, parti içi demokrasi gibi bir dertleri de olmaz…

Parti dışında bir başka kurumsal güçleri varsa onu da kullanmaktan geri durmazlar.

Böylesi bir anlayışla elde edilen iktidar ilelebet korunamaz…

Yıllarca ‘’örgütlü azınlığın tahakkümü’’ altında kalan örgütsüz çoğunluğu harekete geçirecek, onları ortak hedefte buluşturabilecek bir fırsat ortaya çıkabilir.

O fırsat iyi değerlendirildiğinde de ‘’tahakküm’’ zor da olsa yıkılır.

Ders alınır mı?

Keşke alınsa…

Ne yazık ki, ders alınmıyor…

Kaybediş nedenini kendi yanlışlarında aramak yerine ‘’kazık’’ ya da ‘’ihanet’’ arayışına falan giriliyor.

Öyle olunca da yanlıştan arınmak pek olanaklı olmuyor.

Dedik ya, ‘’Türk tipi hizipçilik’’… İşte böyle bir şey…