Uluslararası Eskişehir Porsuk Festivali’ni geride bıraktık. Büyükşehir Belediyesi bu yıl ilkini düzenledi ama umarım her yıl düzenlenen, gelenekselleşen bir festivale bürünür.

Ekonomik sıkıntıların arşa çıktığı, insanların bir konsere ya da bir sinemaya giderken bile üç kere düşündüğü dönemde günlük kaygıları birkaç saatliğine geride bıraktığımız, toplumun her kesiminden, her yaş grubundan, her mahallesinden insanının buluştuğu alanlar yaratabilmek gerçekten çok kıymetli. Bu alanları oluşturabilmek kadar, Eskişehirlilerin bu alanları sahiplenmesi de çok önemli.

Festivalin kortej yürüyüşünü, Adalar’daki bazı gösterileri ve konserleri takip ettim. Yasaklanan konserleri konuştuğumuz bu günlerde Eskişehir’in farklı noktalarında insanların hep birlikte şarkı söylemesi, beraber dans etmesi bir belediye başkanının görmek istediği en güzel anlardan biri olsa gerek.

Belediyeciliği her ne kadar asfalt dökme, çöp toplama ya da altyapı işine sıkıştırmak isteyenler olsa da o asfaltların üzerinde güvenle yürüyen, mutlu ve huzurlu insanlarınız yoksa asfaltlarınızın da pek bir önemi olmuyor maalesef. O nedenle şehrimizi emanet ettiğimiz belediye başkanlarının sağlam sokaklarla birlikte festivalle, tiyatroyla, müzikle, dansla yan yana gelebilen mutlu ve dirençli insanlar inşa etmek de görevidir diye düşünüyorum.

Şehir dışından gelen turistlere, esnafın daha çok para kazandığı kısma girmeyeceğim. Evet, o da önemlidir belki ama ben binlerin bir araya gelebilmesini daha çok önemsiyorum. Özellikle bu bir araya gelişi, bizim kuşağın çok iyi bildiği Mor ve Ötesi ile arşa çıkarmak kimin önerisiydi bilmiyorum ama muhteşem bir iş olmuş.

Bizim lise ve üniversite yıllarımızın en politik gruplarından biriydi Mor ve Ötesi. Amerikan yanlısı Türk medyasını eleştirdiği Cambaz’ı, toplumsal duyarsızlığı anlattığı Uyan’ı, Filistin direnişini hatırlattığı Nakba’yı, kapitalizmin insanları nasıl zombiye dönüştürdüğünü yüzümüze vurduğu Şirket’i ve Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye karşı iki yüzlülüğünü yüzlerine vurduğu Deli’yi tekrar hatırladık. Bazılarını konser alanında birlikte söyledik. Şarkılarında öfkeyi, şiddeti değil aksine barışı, özgürlüğü ve eşitliği anlatan Mor ve Ötesi, bu festivale çok yakıştı. Eğlenmenin ötesinde herkesin kulağında eminim ki bir “söz” kaldı.

Fakat festivalle ilgili dikkatimi çeken şeylerden biri de programın gerçekleştiği alanlardı. Evet Porsuk Nehri’nden kaynaklı belki festival daha çok Porsuk kıyısında gerçekleşti ama neticede bu bir Eskişehir Festivali. Belki bir daha ki festivallerde bazı etkinlikler Çamlıca, Emek, 75. Yıl gibi mahallelere de yayılabilir. Kent Park’taki gibi büyük konserlerden bahsetmiyorum tabi ki ama en azından Sümer Park’ta ya da Adalar’da düzenlenen bazı mini etkinlikler şehrin merkezinden biraz daha uzak mahallelerde de düzenlenebilir. Böylece festival şehrin tam anlamıyla bütününe yayılmış olur diye düşünüyorum.

Özetle, Eskişehirliler yan yana gelmeyi seviyor, festivalleri seviyor ve sahipleniyor. Bu yıl ilk kez düzenlenen Uluslararası Eskişehir Porsuk Festivali bence sınavı başarıyla geçti. Sanatın birleştirici gücü insanların ruhuna neşe kattı. En önemlisi de siyasetin malzemesi edilmedi. Zaten festivallere “ne gerek var” gözüyle bakan siyasetçiler de siyaset yaptıkları Eskişehir’i yeterince tanımıyor demektir…