Siyasetin görünmeyen maliyetlerinden biri de, bir zamanlar omuz omuza yürüdüğünüz insanların gün gelip karşınıza dikilmesi. Üstelik bazen yıllarca mücadele ettiğiniz “karşı cepheden” daha büyük bir hiddetle…

Hasmın hısımlaşmasına alışığız da hısımın hasımlaşması daha çetrefilli bir iş…

Eski defterler açılır. Kimin kimi nereden alıp nereye taşıdığı, kimin kime hangi kapıyı açtığı, kimin hangi makamı kime borçlu olduğu bilinmesine rağmen birlikte çekilmiş fotoğraflar, söylenmiş sözler, verilmiş destekler unutulur. Dün gururla anlatılanlar bugün pek hatırlanası gelmez.

Sonra bütün bunların üzerine kalınca bir siyaset örtüsü çekilir.

“İlke” denir, “dava” denir, “fikir” ayrılığı denir. Vaktiyle pek göze çarpmayan ideolojik uçurumlar birden keşfedilir.

Bazen gerçekten öyledir elbette. İnsan değişir, fikri değişir, siyasi yolu değişir. Her ayrılığı makam kavgasına indirgemek de siyaseti fazla küçümsemek olur.

Ama bizim memlekette daha kısa, daha eski ve galiba daha açıklayıcı bir söz vardır:

Öküz ölmüştür, ortaklık bitmiştir.

Ortaklık bitince mesele öküzün neden öldüğünden de çıkar zaten. Eski ortaklar birbirlerinin kusurlarını keşfetmeye başlar. Dün görmediklerini bugün görür, dün sustuklarını bugün anlatırlar. Hatta bazen dün meziyet saydıklarını bugün kusur diye sıralarlar.

Siyaset dediğimizde eski hesabın görüldüğü alanlara dönüşür.

****

Yılmaz Hoca, Eskişehir siyasetinde bu halin en fazla muhatabı olmuş isimlerden biri olsa gerek. Çünkü uzun yıllar boyunca Eskişehir siyasetinde öyle veya böyle onun paltosundan çıkmış geniş bir kadro var. Yanında yetişenler, onunla yol yürüyenler, açtığı siyasi ve bürokratik alanda kendine yer bulanlar…

Sonra yollar ayrılınca…

Yolların ayrılması siyasetin tabiatında var. Garip olan, ayrılan yolların bir müddet sonra cephe hattına dönüşmesi. Bir dönem en yakınında duran kimi isimlerin, yıllarca karşısında durmuş insanlardan bile daha sert bir Yılmaz Büyükerşen muhalifine dönüşmesi.

Belki buna da fazla şaşırmamak lazım.

İnsan en ağır hesabı hiç tanımadığıyla değil, geçmişini bildiğiyle görüyor. Nereden vuracağını, hangi sözün can acıtacağını eski yol arkadaşı daha iyi biliyor.

Demek ki eski yol arkadaşlığının hatırası her zaman vefa üretmiyor.

Bazen husumete de sermaye oluyor.

Fakat galiba hikayenin başka türlü yazılabileceğini gösteren bir örnek de var önümüzde.

Ayşe Ünlüce….

****

Yılmaz Hoca’nın Büyükşehir Belediye Başkanlığı için Ayşe Ünlüce’deki ısrarını hatırlayın. Siyasi hayatı boyunca klasik anlamıyla “siyasetçi” görüntüsünden uzak durmuş, şehre daha ziyade akademisyen, hoca gözüyle bakmış Büyükerşen’in bu tercihinin ne anlama geldiğini belki de dün geceki Mor ve Ötesi konserinde daha iyi gördük.

Sahnede Eskişehir siyasetinin küçük ama insanı duygulandıran bir fotoğrafı duruyordu zira.

Ayşe Ünlüce için kolay olan neydi?

Yılmaz Hoca’yı şehrin şerefli hatıraları arasına yerleştirip yoluna devam etmek herhalde.

Bunun siyasi gerekçesi de hazırdı zaten. “Yılmaz Hoca’nın gölgesinden çıkmalı”, “kendi ağırlığını koymalı”, “Büyükerşen’den bağımsız olduğunu göstermeli” denmedi mi? Denildi.

Siyasetin yeni gelenden beklediği tuhaf bir ergen merasimi vardır çünkü; Kendinden öncekini biraz inkar edeceksin. Mesafeni göstereceksin. Gerekirse birkaç taşı yerinden oynatacak, birkaç ismi değiştirecek, “artık ben varım” diyeceksin.

Halef olmanın yolu selefi eksiltmekten geçermiş gibi…

Ayşe Ünlüce bunu yapmadı.

Belki asıl dikkat çekici tarafı da burada.

Büyükerşen’in bilgi ve tecrübesini yanında taşımaktan imtina etmedi. “Belediyeyi hala Hoca yönetiyor” laflarına karşı kendini ispat telaşına kapılıp masaya yumruğunu vurmadı. Bir şeyleri göstermek için bir şeyleri kırması gerektiğine inanmadı.

Cevabını daha çok yaptıklarıyla verdi.

Unutmadan belirteyim, bu bana kalırsa kolay bir sınav değil, hatta çok zor bir sınavdı

Çünkü siyasette bazen kendi varlığınızı göstermenizin en kestirme yolu, sizden öncekinin yokluğunu göstermektir. Hele o isim Yılmaz Büyükerşen gibi çeyrek asırlık bir döneme damgasını vurmuşsa, “gölgesinden çıkmak” neredeyse siyasi bir vazife gibi sunulur.

***

Ünlüce başka bir yol seçti.

Gölgeyle kavga etmek yerine kendi ışığını yakmayı tercih etti ve başardı da, geçen iki yılda Ayşe Ünlüce’nin kentteki karşılığına bakınca bunu çok rahat bir şekilde görebiliyorsunuz.

Dün gece Mor ve Ötesi konserinde yan yana duran iki isimde biraz da bunu gördüm. Ne yalan söyleyeyim her iki ismin gençlerin karşısına geçip elleri ile kalp işareti yapması beni bile duygulandırdı.

Birinin diğerini tarihe havale etmesine gerek kalmadan yan yana durmaları demek olabiliyormuş dedirtti.

Belki de mesele, eskiyi sırtından atmak değil de; onun kıymetini, bilgisini, hatırasını nereye koyacağını bilmektir.

Kabul edelim ki alışık olduğumuz üzere siyasette öküz ölünce en kolayı ortaklığı bitirmektir.

Ancak bu iki yılda pek çok kez şahit olundu ki Ünlüce siyasetin içinde; fakat siyasetin hırslarından, hesaplarından ve küçük iktidar kavgalarından mümkün olduğunca uzakta bir yerde kalmakta ısrar ediyor ve kazanıyor.