27 Mayıs 2020 Çarşamba 563 Okunma

Sevinelim mi, endişelenelim mi bilemedik şimdi?

Koronavirüs tedbirleri kapsamında alınan bir dizi önlemler oldu…
Bunlardan bir tanesi, salgın süreci nedeniyle 3 ay boyunca işten çıkartmaların yasaklanmasıydı…
Verilen bu 3 aylık süre Haziran, yani önümüzdeki ayın ortasında dolacak…
Aynı tedbirler kapsamında kredi geri ödemeleri de üç ay süreyle ertelendi.
İcra işlemleri, vergiler, kiralar…
Hepsi aynı tedbirler kapsamında 3 ay süreyle ertelendi ve süre tıpkı işten çıkartma yasağında olduğu gibi Haziran ayı ortasında dolacak.
Ücretsiz izne çıkartılanlar, devletten belirli oranda bir aylık alıyordu.
Öte yandan…
İşletmeler, kısa çalışma ödeneğine başvurmuş ve çalışanlarının maaşlarının bir bölümünü buradan karşılıyordu.
Önümüzdeki ay ortalarında, eğer uzatılmazsa muhtemelen bu imkânlar da sona erecek.
Sonuç olarak…
Normalleşme sürecine adım adım yaklaşıldığı şu günlerde, alınan önlemlerin sürelerinin dolmasıyla birlikte hayatın başka geçekleri ile yüz yüze gelinecek.
İşveren “kusura bakma 3 ay idare ettim ama artık edemiyorum” diyecek muhtemelen.
Mülk sahibi “Valla 3 ay kira almadım ama yapabileceğim buraya kadar” diyecek örneğin.
Bankalar ödenmeyen kredileri, icra daireleri ödenmeyen borçların dosyalarını açmaya başlayacaklar tek tek.
Devlet “Valla bu süreçte alacağımı istemedim, vereceğimi de verdim.” Diyerek dönecek asli vazifesine…
Sözün kısası…
Önümüzdeki aydan itibaren normalleşme süreci başlayacak başlamasına da bu normalleşme çoğu insan için çok da normal sonuçlar ortaya koymayacak…
Bu durumda, normal bir yaşama başlayacak olmamıza sevinmeli miyiz?  Yoksa normalleşme süreci ile ortaya çıkacak son derece olumsuz gerçekler yüzünden endişe ve korku mu duymalıyız bilemedik!


......


Kim veriyor bu
izin kâğıtlarını?


Dört günlük bayram tatili aynı zamanda sokağa çıkma yasağının da uygulandığı günlerdi.
Ama gelin görün ki bu dört günlük sokağa çıkma yasağı boyunca şehir merkezinde araçlar vızır vızır cadde ve sokaklardaydı.
Çevremdeki pek çok kişiden de duydum, bizzat kendim de şahit oldum.
Sokağa çıkma yasağı olmasına rağmen cadde ve sokaklarda gezen araçlar, güvenlik kuvvetleri tarafından durdurulduğunda, şoför koltuğunda bulunanlar görevlilere anında bir kağıt uzatıyor ve yollarına devam ediyorlardı..
Yasaklı günlerde ortada dolaşan araçların çokluğuna bakılacak olunursa,  Eskişehir'in neredeyse yarısı bir şekilde bu izin kâğıtlarından almış.
Kim ya da kimler tarafından verilmiş, gerçekten sokağa çıkması gerektiği için mi verilmiş yoksa hatır gönül mü devreye sokularak alınmış bilemiyoruz ama öyle hiç de sokağa çıkmasını gerektirmeyecek mesleğe sahip insanların elinde izin kâğıtlarının olması bize son derece tuhaf geldi.
Umarız;
Sokağa çıkma yasağı boyunca, insanların bu yasağa ciddiyetle uymasını isteyen makamlar, izin kâğıtlarını dağıtırken aynı ciddiyete uymuşlardır.
Umarız;
Sırf hatır gönül için sokağa çıkmaması gereken insanlara izin kağıtları bol keseden dağıtılmamıştır.
Umarız;
Hem çevremizdekilerin hem de bizzat bizim görmüş olduğumuz Cadde ve sokakları aşındıran araçların içinde bulunanlar, gerçekten sokağa çıkmaları gereken insanlardır...
Umarız!


.....


İsim benzerliği ile yayılan kötü haber...


Arife günü bir tanıdıktan hiç de hoş olmayan bir haber geldi "Duydun mu Saim Günal vefat etmiş" diye.
Telefonun ucunda bildiğiniz kilitlendik.
Ağzımızdan tek cümle çıkmadı. Boğazımız düğümlendi.
Saim Günal, Askerlik yapmak üzere Eskişehir'e gelmiş. Orduevi'nde askerliğini yapmış. Eskişehir'i çok sevip burada kalmaya karar vermiş bir isim.
O tarihten bu yana geçen süreçte ise 3 belki de 4 neslin en mutlu günleri olan düğünlerinde, güzel sesi ve muhteşem sahne programlarıyla yer almış biri olarak, şehrin de büyük sevgisini kazanmış bir sanatçı.
Dayanamadık çevirdik telefonunu.
Eşi açtı...
Baktık sesi bir hayli iyi geliyor.
Bin bir güçlükle kötü bir haber aldığımızı söylemeye çalıştık telefon başında.
-"Yok öyle bir şey. Aman Allah korusun" cümlesini duyunca derin bir oh çektik.
Belli ki yanlış bir haberdi bize verilen.
Fakat ne yalan söyleyelim; duyduğumuz hiçbir yanlış habere de bu kadar sevinmemiştik.
Zaten bir 10 dakika sonra kendisi aradı Saim Günal'ın.
Uzun uzadıya konuştuk.
Yanlış haber bize nasıl geldiyse şehre de aynı şekilde yayılmış.
Ertesi gün ortaya çıktı ki, sahiden de "Çadırcı" diye bilinen, bir zamanlar Bateri de çalan ve ismi de Saim Günal olan adaşı vefat etmiş.
Sonuç olarak.
Bu bayram, Saim Günal için, eskilerin değimi ile ömrünün uzadığı bir bayram oldu.
Vefat eden Saim Günal' a rahmet dilerken, değerli sanatçımız Saim Günal'a uzun ömürler diliyoruz.


.....


Kayıp nesil!


Bugün 10 ila 20 yaş arasında bulunan çocuk ve gençler ne kadar şanssız bir nesil değil mi?
Kısacık yaşamlarında savaşa da, darbe girişimine de, salgına da şahit oldular.

Hatta...
Depremi de yaşadılar terörün yol açtığı korkunç olaylara da tanıklık ettiler.

Dahası...
Enflasyonla da tanıştılar küçücük yaşlarında seçim üzerine seçim de gördüler.
Küçücük zihinlerinde travma yaratacak ne kadar olay varsa şu 10 yıl içinde hepsini gördüler, yaşadılar.
Saydığımız her olay sonrasında ailelerinin taşıdığı endişeleri bizzat hissettiler.
10 ila 20 yaş arasında olan çocuk ve gençlerin oluşturduğu bu nesil maalesef, bir insan ömrünün 100 yılda göremeyeceği kadar bir dolu  kötü olaylara tanık oldu.
Umarız tanık oldukları bu kadar olumsuz olayın yarattığı travma çabuk unutulur da, sözünü ettiğimiz yaş grubundaki çocuk ve gençlerimiz ileride , "Kayıp Nesil" olarak ortaya çıkmaz!


.....


Doğru mu yapıyoruz?


Vaka sayısının sıfıra indiği Artvin'de rehavet 23 kişinin karantinaya alınmasına yol açmış.
Gaziantep'de aynı rehavet bir günde 56 vaka sayısı ortaya çıkartmış.
Saruhanlı Devlet Hastanesinde tüm doktor ve hemşireler virüs kapınca polikliniklerin tamamı kapatılmış.
Bilim kurulu üyeleri yılın sonuna doğru 2’nci dalganın geleceğine neredeyse kesin gözle bakmaya başlamış.
Yani...
Virüs hala hızlı yayılım özelliğini koruyor.
Virüs hala yatağa düşürüyor.
Virüs hala öldürüyor!
Her gün 20 ila 30 bin arası test yapılıyor, yapılan bu testlerde her gün 1000-1500 pozitif vaka çıkıyor.

Yani...
Hala her test yapılan 20 kişiden biri pozitif vaka olarak çıkıyor.
Pozitif olan ve testi dahi yapılmadan binlerce, milyonlarca insanın arasına katılacakları bir düşünün?
Acaba, tedbirlerin gevşetilmesi meselesinde doğru mu yapıyoruz?