17 Kasım 2019 Pazar 757 Okunma

Doç. Dr. Figen Çalışkan ile bir sohbet gerçekleştirdik:“Akademik bilgiyi ekonomik bir değere dönüştürmeliyiz”

@font-face { font-family: "Calibri"; }p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal { margin: 0cm 0cm 10pt; line-height: 115%; font-size: 11pt; font-family: "Times New Roman"; }em { }p.MsoListParagraph, li.MsoListParagraph, div.MsoListParagraph { margin: 0cm 0cm 10pt 36pt; line-height: 115%; font-size: 11pt; font-family: "Times New Roman"; }p.MsoListParagraphCxSpFirst, li.MsoListParagraphCxSpFirst, div.MsoListParagraphCxSpFirst { margin: 0cm 0cm 0.0001pt 36pt; line-height: 115%; font-size: 11pt; font-family: "Times New Roman"; }p.MsoListParagraphCxSpMiddle, li.MsoListParagraphCxSpMiddle, div.MsoListParagraphCxSpMiddle { margin: 0cm 0cm 0.0001pt 36pt; line-height: 115%; font-size: 11pt; font-family: "Times New Roman"; }p.MsoListParagraphCxSpLast, li.MsoListParagraphCxSpLast, div.MsoListParagraphCxSpLast { margin: 0cm 0cm 10pt 36pt; line-height: 115%; font-size: 11pt; font-family: "Times New Roman"; }div.Section1 { page: Section1; }ol { margin-bottom: 0cm; }ul { margin-bottom: 0cm; }


 


Doç. Dr. Figen Çalışkan ile bir sohbet gerçekleştirdik


 


     Figen Hanım,  bize bu sohbet imkânını verdiğiniz için öncelikle teşekkür ederim. Bir bilim insanı olmanızın yanında, sosyal ve kültürel projelerle çok yararlı çalışmalar yapmaktasınız. Azim ve gayretiniz gerçekleştirdiğiniz çalışmalardan dolayıtakdir edilmektedir. Başarılarınızın devamını dilerim.


Sizdeki bilimsel merak, nasıl başladı? Merak duyunuz, yeni şeyler öğrenmek için hangi kıvılcımlarla alevlendi? Bilim insanı olma düşüncesi sizin akıl ve dimağınızda nasıl uyarıldı?


 


    Asıl bu güzel söyleşi için ben size teşekkür ederim. Haklısınız, her şey merak etme ile başladı. Merak bilimin hocasıdır derler…Merak edilen konuların yanıtlarını bulmanın yolu da  gözlem yapmaktan geçiyordu. Gözlem sonuçlarının daverilere dönüşmesi ile bilgiye ulaşmakta kolay oluyor. Tabii ki benim küçüklüğümde internet gibi bilgiye kolay ulaşım yolları yoktu ancak, her hafta merakla bekleyerek aldığım süreli kültürel ve bilimsel dergiler beni bu günlere taşıyan bir alt yapı oluşturdu. Benim hep tek bir hedefim oldu iyi ve doğru işler yapmak, yaptığım işi en iyi yapmak. Bilim insanı olmak nasip oldu, şükürler olsun. Bilim insanı olmasaydım yine bir işletmede araştırma geliştirme çalışıyor olurdum.


 


             Görev ve meslek alanınızda hangi bilimsel çalışmaları yaptınız?


 


       Benim çalışma alanım akrep venomları (akrep zehirleri) yapılarının  biyokimyasal ve moleküler araştırılması. Aynı zamanda da aktivitelerinin araştırılması. Günümüze kadar olan çalışmalarım özellikle ülkemizde ölümcül zehirlenmelere neden olan akrep türlerinin zehir yapılarını ve aktivitelerini ortaya çıkarmak üzerinedir. Bu konuda başta Güneydoğu Anadolu olmak üzere pek çok bölgemizden zehirlenmelere neden olan türlerin venomları araştırılmış ve içlerinden önemli bileşenlerin yapıları ortaya çıkartılmıştır. Şimdilerde ise bu öldürücü venomlara karşı antiserum geliştirme çalışmalarım devam ediyor.


 


       Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu (UNFPA)’yla bağlantılı olarak ESOGÜ  Kadın Sağlığı Danışma Merkezinin kurulmasına öncülük ederek  göçmen ve mevsimlik işçi kadınlara eğitim, sağlık ve danışmanlık hizmeti vermektesiniz. Bu çok önemli projeniz hakkında bize bilgi verir misiniz?


 


    Mensubu olduğum Eskişehir Osmangazi Üniversitesi (ESOGÜ) ve Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu(UNFPA) ortaklığı ile Kadın Sağlığı Danışma Merkezi Projesi kapsamında Iraklı, Suriyeli sığınmacı ve göçmen kadın ve kız çocukları, yerelde ihtiyaç sahiplerine, şehrimizde bulunan mevsimlik tarım işçisi kadınlarımıza ücretsiz sağlık ve eğitim hizmeti vermekteyiz. Yararlanıcıların büyük çoğunluğu Türkmen ailelerden oluşuyor.


     Bu merkezde kadın ve kız çocukları için, kendilerini fiziksel ve duygusal olarak güvenli hissettikleri güvenli alanlar yaratmak, kadınları güçlendirmek ve farkındalıklarını arttırmak, onlara yargılanmak ya da zarar görme korkusu olmadan kendilerini ifade etme özgürlüklerini yaşadıkları alanlar sağlamak amacıyla, “Kadın Sağlığı Danışma Merkezi Projesi” olarak Mayıs 2017 yılından bu yana ücretsiz hizmet verilmektedir. Üniversitemizin dış destekli en büyük sosyal sorumluluk projesidir diyebilirim. Projenin yürütücüsü ve koordinatörüyüm. Biz projeyi 3 kadın olarak yazdık ve kabulünün ardından proje ekibimizi genişlettik.  Şu an proje kapsamında 1 Psikolog, 1 Sosyal Hizmet Uzmanı, 2 Proje Asistanı, 2 Arapça Tercüman, 2 Temizlik Personeli ve 1 Sağlık Aracısı proje bütçesi ile görev yapmaktadır. Proje kapsamında Eskişehir İl Sağlık Müdürlüğü ile Protokol imzalanmıştır. Bu kapsamda 1 doktor ve 1 hemşire merkezimizde görev almaktadır.  Proje kapsamında  3 başlık altında hizmet verilmektedir. Toplumsal cinsiyete dayalı şiddetin önlenmesi ve müdahalesi, kadının güçlenmesi ve cinsel sağlık ve üreme sağlığı.


    Projede sığınmacı - göçmen kadın ve kız çocuklarına, ücretsiz eğitim, danışmanlık ve sağlık hizmetleri sunmaktadır. Merkezimizde farklı uyruklardan; Iraklı, Suriyeli, İranlı, Afgan, Tunuslu, Libyalı ve yerelde ihtiyaç sahibi olan Türk vatandaşlarımız ve mevsimlik tarım işçisi kadınlarımıza  hizmet vermektedir. Bu kapsamda 2017 yılından bu ana Toplumsal Cinsiyete Dayalı Şiddet  ve Cinsel Sağlık Üreme Sağlığı alanında toplamda 575 eğitim ve farkındalık oturumu ile 11.893 hizmet sağlanmıştır. Verilen hizmetler sadece Üniversitemiz Çamlık2 kampüsünde yer alan merkez sınırları içerisinde kalmayıp aynı zamanda saha çalışmaları aracılığıyla merkeze ulaşımları mümkün olmayan ihtiyaç sahiplerine de hizmet vermektedir. Bu kapsamda saha ziyaretlerinde ve merkez içerisinde ihtiyaç sahiplerine UNFPA tarafından temin edilen, merkezimiz tarafından Hijyen ve Onur (Kadın) Kiti (kişisel temizlik ürünleri) dağıtımı gerçekleşmiştir. Projemiz  İsveç Hükümeti Uluslararası Kalkınma Ajansı tarafından desteklenmektedir. Tüm dünyada ‘Kadına Şiddete Hayır’ demek için oluşturulmuş farkındalık etkinliklerini kapsayan ve her yıl 25 Kasım – 10 Aralık tarihleri arasında TURUNCU AKTİVİZM ETKİNLİKLERİ olarak gündemde yer alıyor. Bizlerde 2016 yılında bu önemli konu kapsamında düzenlediğimiz etkinliklerle dünya basınında yer alma fırsatı bulduk, çalışmalarımız Birleşmiş Milletlerinde dikkatini çekti ve bu konuda daha kapsamlı çalışmalar yapmak üzere Kadın Sağlığı Danışma Merkezi Projemiz kabul oldu. Her yıl bu etkinliklerimize de devam ediyoruz.


 


       2013 yılında Türk Dünyası Kültür Ajansına yazdığınız proje desteklenerek,  aldığınız bütçe ile ESOGÜ Bünyesinde Geleneksel Türk Okçuluğu Kulübünü kurdunuz ve halen akademik danışmanlığını yapmaktasınız. Bu kulüpte ne gibi etkinliklerde bulundunuz? Geleneksel bir sporun gündeme alınmasının kültürel değeri nedir?


 


     Türk’ün dünyanın dört bir yanında var ettiği kültürüne olan bağlılığımız ve bugün Türk kültürünün mirasına sahipliğimiz bilinci ile bu projeyi kızımla birlikte yazdık. 2013 yılından bu yana üniversite bünyesinde yaklaşık 10.000  öğrenciye geleneksel okçuluk temel eğitimleri verildi. Kulüp bünyesinde çeşitli yarışmalara katılarak önemli dereceler elde edildi. Özellikle üniversiteler arası düzenlenen Geleneksel Türk Okçuluğu yarışmalarında kulüp öğrencilerimiz üniversitemizi temsil ederek üniversiteler arası takım ve bireysel birincilikler almışlardır.


 


     Geleneksel Türk Okçuluğunun ardında bir spor dalı olmasının haricinde çok geniş bir felsefesi bulunmaktadır. Geleneksel Türk okçuluğu sadece bir spor değil aynı zamanda hazırlık aşamasındaki çalışmaların bir ritüeli, bir felsefesi de olduğu için kişilerde yer alan  üretkenliğin, yaratıcılığın ve estetik bakış açısının ortaya çıkmasına aracılık eden bir çalışmadır. Ok yapımı, tasarımı, renklendirilmesi,  geleneksel kıyafetlerin tasarlanması aşamalarında üretken bir zihnin sahip olduğu tüm bu yetiler açıkça kendini göstermektedir.


 


     Örnek olarak okçuluk materyallerinin hazır olarak alınıp spor yapılması değil bir ok veya yay yapımında kendi uğraşlarınız ile bir yıl gibi uzun sürelerde verilen emekler ve ritüelleri var.  Malzemelerin hazırlanması süreci aslında size yay kullanma aşamasına hazırlık niteliğinde yer alan kepaze çekme çalışmalarına yönlendiriyor. Okçulukta yer alan Kepaze çekmek terimi baktığınızda bir usta çırak ilişkisini yansıtarak okçuluğun çıraklık sürecini ortaya koymaktadır. Eski tarihlere bakarsak usta bir okçu olmak için günde yüzlerce kez kepaze çekmek gerekliliği görülmektedir. Hatta bu sürece kısa süreli bir ara bile verilse tüm eğitim sürecinin en başına dönülerek kepaze çekme işlemi yeniden gerçekleştirilmektedir. Tüm bu çalışmalar sayısal olarak çokca tekrarlandığında okçularda bir kas hafızası oluşturmaktadır. Diğer yandan dış dünyadan soyutlanarak sadece hedefe konsantre olmanın dikkat açısından da sağlık açısından da önemli olduğu düşüncesindeyim. Gelenksel okçuluğun çok yakında bir federasyonu olmasıda ileride daha güzel ve organize etkinlikler yapılacağının göstergesidir. Çünkü yarışlar, şenlikler ve etkinlikler genç nesilde merak uyandıracaktır. Ayrıca bu konuda düzenlenen konferans ve çalıştaylarda her geçen gün artan ilgiyi sağlamaktadır. Biz de bir üniversite öğrenci kulübü olarak, GEOK (Geleneksel Türk Okçuluk Kulübü) ile  geleneksel okçuluğumuzua ilgi duyan gençlerimize öğrenim hayatları süresince savaş sanatımızın bir parçasını öğretme, tanıtma misyonunu üstleniyoruz.


 


 


       ‘’Atatürk; ‘’Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir.’’ Derken toplum olarak en çok ihtiyacımız olan ‘’bilimsel zihniyet’’e vurgu yapmıştır. Gençlerimizde bilimsel zihniyeti uyandırmak için neler yapmalıyız? Bir bilim insanı olarak bu konuda neler söylersiniz? Bilimsel çalışmaya başlayacak gençlerimize neler tavsiye edersiniz?


 


    Türk tarihinde, Türk’ün varlığını yaşatmayı ve onu yüceltmeyi görev almış tüm liderlerin ortak özelliğinin çok boyutlu ve derinlemesine düşünme yeteneği olduğunu görüyorum. Tabii ki ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’te bu özellik fazlasıyla var. Bu temel özellik onları, konulara yüzeysel bakarak olayları iki boyutlu düşünme yanlışından kurtaran en temel karakter. Bu karakter Türk kültürünün özünde var. Sadece bu karakterin harekete geçebilmesi için özellikle gençlerimizin eğitim ve öğrenimine özen göstermemiz gerekiyor. Çok boyutlu bakabilmek, bilgiye dayalı değerlendirmek, zanlardan uzak net görmeyi sağladığı için kişinin tüm işlerini ve ilişkilerini daha doğru ve işe yarar kılacak temel düşünce biçimidir. Aslında bu düşünce biçimi, çoğumuzun bildiği temel bazı soruları içerir. Sırasıyla önce Ne? Sorusuyla başlar. Bu soru konuyu belirler ve tüm ilgisiz alanlardan ayırır, sadeleştirir. Sonra Neden ? sorusuyla konunun anlamını, geçmiş, şimdi ve gelecekle olan ilişkisini belirlemeye, sonuçları ile ilgili ön görüler oluşturmaya çalışılır. Üçüncü soru ise Nasıl? Sorusudur. Bu soruyla yöntemi, ihtiyaçları, bir anlamda yapılacaklariçin işlem basamakları sıralanır. Sonrası Nerede? Sorusu ile yer, Ne zaman? Sorusuyla konunun geçeceği zaman aralığı, Kim? Sorusuyla da konuyla ilişkili kişileri belirlenir. Cevaplar tamamen bilgiye dayanmalıdır. Zan ile oluşturulacak cevaplar belki en kolayı olacak ancak büyük olasılıkla sonucu olumlu ve kalıcı kılmayacaktır. Burada en önemli olan ikinci konu ise tüm soru ve cevapları kağıda dökmek yani yazılı hale getirmektir. İşte o zaman plan ortaya çıkmış olur. Evde yemek yaparken, bahçede sebze yetiştirirken, araba ya da mobilya alırken, markete giderken, üniversiteye hazırlanırken, iş kurarken yani kısaca hayatın her aşamasında bu temel soruları sormayı ve cevapları yazarak sonuçlandırmayı öneriyorum. Kişinin, ailenin, kurumun, ülkenin gelişimi, yükselmesi bence bu temel düşünceyi hayata geçirmekle başlıyor.


 


     Yetiştiğiniz kültürel ortam ve eğitim hayatınızda ailenizden gördüğünüz teşvik konusunda bilgi verir misiniz?


 


Ben Bursalı’yım, tarihi güzellikleriyle kültürel değeriyle müze gibi bir kentte büyüdüm. Bursa Kız Lisesİ, Bursa’nın en köklü liselerinden birisidir ve çok değerli öğretmenlerimin katkıları ile iyi bir eğitim alarak mezun oldum. Eğitim hayatımda ailemin yeri ve önemi her zaman ön plana çıkmıştır. Rahmetli babam, her öğrendiğim yeni bir bilginin koluma bir altın bilezik takmak gibi olduğunu söylerdi. İngilizcesi çok iyiydi, günün her saatinde bana yeni bir kelime söyleyip ne anlama geliyor diye sorması benim sözlük araştırıp bulmama neticesinde de o yeni kelimeyi öğrenmeme neden olurdu. Coğrafyada da durum benzerdi. Bir keresinde saatlerce Habeşistan nerede sorusunun yanıtını dünya atlasında bulamamıştım. Meğerse ülke adı değişmiş Etiyopya yazıyordu yeni haritada. Her bir soru merak uyandırarak ardından başka sorulara yol açıyordu. Aynı yöntemi bende kızımda uyguladım. Eğitim öğretimin ilk başladığı yerin aile ortamı olması okuldaki başarıyı da beraberinde getiriyor.


 


 


 


        İleride yapmayı tasarladığınız çalışmalar nelerdir?


 


    Özellikle akrep zehirleri ve kanser ile olan ilişkisini çalışmak istiyorum. Akrep zehirlerinden günümüze kadar pek çok iyiletim amaçlı moleküller saflaştırılmış ama hepsi AR&GE kapsamında kalmış. Benim amacım endüstriyel olarak da bu molekülleri üretebiliyor olmak. Akademik bilgiyi ekonomik bir değere dönüştürmediğimiz sürece arge çalışmalarından ileriye gidemeyeceğiz.


 


 


       DOÇ. DR. FİGEN ÇALIŞKAN’IN ÖZGEÇMİŞİ


 


       Doçent Dr. Figen ÇALIŞKAN, Akrep venomları alanında çalışan Biyoloji doktoralı, Kimyager,  bilim insanı, aynı zamanda Halkla ilişkiler ve tanıtım bölümü mezunudur. 1970 yılında Bursa’da doğdu. Bursa Kız Lisesinde kimya ile tanışmasıyla birlikte kimyager olma hedefi ile üniversiteye hazırlandı, lise öğreniminin ardından1987yılında Anadolu Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesinde kimya bölümünde lisans eğitimine başladı. Üniversite eğitimi sonrasında Sanko Holding ve Sarar gibi sektöründe uzman ve büyük şirketlerle Şef ve Müdür olarak çalıştı.9 yıllık sektörel çalışmanın ardından, 1999 yılında Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Biyoloji Bölümünde Uzman olarak çalışmaya başladı. Araştırmaları sonucu literatürlerde ülkemiz  akrep venomlarının biyokimyasal ve moleküler özelliklerinin çalışılmadığını belirledi. Meksika Ulusal Otonom Üniversitesi Biyoteknoloji Enstitüsünün akrep venomları konusunda referans merkezlerden biri olduğunu belirleyerek Prof. Dr. Lourival Possani ile yazıştı ve sonucunda 2002 yılında Meksika’ya ziyaretçi araştırmacı olarak davet edildi.  Son 20 yıldır akrep zehirlerinin saflaştırılması, biyokimyasal ve moleküler yöntemlerle yapı belirlenmesi ve  konularında birlikte çalışmalar yürütmektedirler. Ayrıca, Eskişehir ve çevresindeki mağaralarda bulunan omurgasız canlıların tespiti, bazı bitkilerin antimikrobiyal aktivitelerinin belirlenmesi ve atıksulardan metal giderimi gibi biyoteknolojik araştırmalarda da yer aldı. 2010 yılında Yardımcı Doçent unvanını alarakgenel kimya, endüstriyel kimya, biyokimya, proteomik ve biyoinformatik, protein saflaştırma yöntemleri ve hayvan toksinleri gibi alanlarda dersler vermeye başladı. 2014 yılında Doçent unvanını aldı. Aynı yılla birlikte Springer Science’dan aldığı teklif üzerine akrep venomlarıkitabında Türkiye Akrep venomlarını anlatan bir bölüm yazdı.Erasmus Bölüm Koordinatörlüğü, Mevlana Bölüm Koordinatörlüğü ve Biyoloji Bölüm Başkan Yardımcılığı gibi idari görevlerinin ardından,2015-2019 yılları arasında Rektör Danışmanı olarak görev yaptı. 2013 yılında Türk Dünyası Kültür Ajansına yazdığı proje desteklenerek,  aldığı bütçe ile ESOGÜ Bünyesinde Geleneksel Türk Okçuluğu Kulübünü kurdu ve Akademik danışmanlığını yapmaktadır.  2015 ve 2106 yıllarında ESOGÜ’de koordinatörlüğünü yaptığı sosyal sorumluluk aktivitelerinin ardından Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu (UNFPA) ve ESOGÜ işbirliğini ortak bir projede bir araya getirerek 2017 yılında UNFPA’dan aldığı bütçe ile “ESOGÜ UNFPA Kadın Sağlığı Danışma Merkezi”nin açılmasına öncülük etti. Projenin Koordinatör yürütücülüğünü yapmaktadır. Bu merkezde özellikle Suriye, Irak ve yerelde ihtiyaç sahibi kadınların sağlık ve eğitim ihtiyaçlarına yönelik çalışmalar yapılmaktadır. Merkezden çoğunluğu Irak Türkmenleri olmak üzere toplam  10.000’in üzerinde yararlanıcı faydalanmaktadır. 2018 yılında Akademik faaliyetlerini sanayiye taşıyarak Eskişehir’de faaliyet gösteren akrep ve yılan antiserumu üreten Albila Serum Biyolojik Ürünler San. ve Tic. A.Ş firmasının kurulmasında görev aldı. Halen akademik danışmanlığını yürütmektedir. Doç. Dr. Hakan Çalışkan ile evli olup 25 yaşında Aybüke adında bir kız çocuğu annesidir.