Bir zamanlar erkek dediğin erkek gibi görünürdü. Şimdi ise erkeklere de moda endüstrisinin ince ayarlarından geçmiş bir yeni erkeklik modeli sunuluyor. Önce bunun adına bakımlı erkek dediler. Kimsenin itirazı yoktu. Elbette erkek de bakımlı olacak, kendine özen gösterecek. Ama mesele orada kalmadı. Önce kaşlar şekle girdi. Sonra kollar, göğüsler, bacaklar… Bakımlı olmak ile kadınsılaştırılmak arasındaki çizgi giderek silikleşti. Renkli, çiçekli, böcekli gömlekler sezonun modası diye vitrinlere konuldu. Ardından küpeler, farklı saç modelleri, kahküller, sarı saçlar derken erkek modası başka bir noktaya taşındı. Sonra daracık bilekte biten pantolonlar ve ayakkabıdan görünmesin diye giyilen babet çorapları çıktı. Kadınlar gibi parlak dudaklar, bakımlı tırnaklar ve hatta sürülen ojeler…

“Ne var bunda erkek de kendine bakamaz mı?” diyor şimdi bazılarınız. Elbette bakabilir. Temiz ve bakımlı olsun, güzel koksun her zaman erkekde. Biz kadınlar bunu isteriz zaten. Ama mesele kendine bakmak değil burda ne yazıkki. Mesele, neyin bakımlı erkek olarak pazarlanıp, neyin toplumun önüne yeni erkek modeli diye konulduğu. Çünkü moda yalnızca kıyafet satmaz. Bazen yaşam biçimi de satar. Önce bir şeyi “trend” ilan eder, sonra herkesin ona sahip olması gerektiğini hissettirir. Bir süre sonra dün garipsediğimiz şey, bugün sıradanlaşır. Yarın ise modası geçmiş sayılır.

Bugün erkeklere de tam olarak böyle bir dönüşüm yaşatılıyor. Benim itirazım bir erkeğin nasıl giyindiğine, saçını nasıl yaptırdığına ya da kişisel bakımına değil. İnsan kendisini nasıl mutlu hissediyorsa öyle yaşar. Bu da en doğal hakkıdır ve buna kimsenin karışmaya hakkı yoktur. Ama bir de toplumun erkeklik algısı var. Kadınların önemli bir bölümünün bir erkekte aradığı şey yalnızca yakışıklılık ya da şıklık değildir. Biraz karakter, biraz özgüven, biraz ağırbaşlılık, biraz da o tarif edilmesi zor erkek duruşudur.

Hani bazı adamlar vardır, yanından geçtiğinde parfümünün kokusundan önce karakteri gelir. Üzerinde en pahalı kıyafet yoktur belki ama bir duruşu vardır. Ses tonunda güven, bakışında kararlılık, tavrında bir ağırlık vardır. Kadınların “Adam gibi adam” dediği şey biraz da budur aslında. Şimdi ise o görüntünün yerini giderek daha fazla birbirine benzeyen, moda kataloglarından çıkmış erkekler alıyor ve insan ister istemez şunu soruyor: “Biz erkekleri bakımlı mı yaptık, yoksa erkekliği de modaya mı teslim ettik?”

Belki de asıl mesele bu. Çünkü erkek olmak; kaş almakla, kıl bırakmakla, kıl almakla, oje sürmekle ya da sürmemekle ölçülmez. Tıpkı kadın olmanın da etek boyuyla, makyajla ya da saç rengiyle ölçülmediği gibi. Fakat bir toplumun estetik anlayışı değişirken, beraberinde bazı değerleri de dönüştürüyorsa, oturup bunu konuşmak gerekir.

Bana belki böyle düşünüyorum diye eski kafalı diyeceksiniz. Ama bazı şeylerin modası geçmesin isterim ben. Mesela nezaketin… Mesela sadakatin… Mesela karakterin… Ve evet, biraz da o eski “Adam gibi adam” duruşunun. Erkeklerin kendine has o kokusunun. Çünkü galiba artık bazı şeylerin modası geçmedi de adam kokusu tükendi. Ne dersiniz?