İlk bakışta Gürhan Albayrak'ın işi daha müşkül görünüyor. Yani AK Parti'nin artık yeni bir şey söylemesi neredeyse imkansız gibi bir şey. Çeyrek asra yaklaşan iktidarının açtığı gedikleri kapatabilse belki kâfi gelecek. Fakat mesele yalnızca gediklerin büyüklüğü değil; o gediklerden haberdar değilmiş gibi davranılması.
İktidarın en büyük açmazlarından biri de; kendi yarattığı sorunları, sanki kendisinden önceki bir iktidardan devralmış gibi konuşmak zorunda kalması. Arada bir fi tarihini referans vermeleri bundan…Hem müsebbibi, hem müştekisi, hem mağduru… Kolay iş değil. Üstüne üstlük siyasetin, şikayet makamından ziyade mesuliyet makamı olduğu hatırlandığında…
Gürhan Albayrak bir sanayici. Eskişehir sanayisini ve sanayicisini tanıyor anlayacağınız. Raporlar hazırlatmasına, memleketin ahvalini anlamak için Ankara'dan gelecek istatistikleri beklemesine lüzum yok. Kendi çevresindeki sanayicilerle konuşsa, kapanan yahut kapanmanın eşiğine gelen işletmelerin sahiplerini dinlese, üretmenin giderek nasıl bir hayatta kalma mücadelesine dönüştüğünü görse, içinde bulunduğu müşkül vaziyeti kavraması işten bile değil.
Fakat iktidar siyaseti, insanı kendi tecrübesine bile yabancılaştırıyor. Gördüğünüzle söylemeniz gereken bir olmuyor.
Nitekim Albayrak'ın Eskişehir'deki seçim başarısızlıklarına ilişkin açıklamalarına bakınca aynı gerekçeyle karşılaşıyoruz: “Kendimizi yeterince anlatamamışız!”
İyi de, çeyrek asırdır anlatılamayan nedir? Daha mühimi, mesele gerçekten anlatamamak mı, yoksa anlatılanların artık ikna edici olmaması mı?
*****
Gelelim Talat Yalaz'a.
Onun meselesi biraz daha karışık. Çünkü Albayrak'ın aksine, savunması gereken bir iktidar geçmişi yok. Üstelik adı üstünde, yeni bir partinin il başkanı. Yirmi beş yıldır Eskişehir'de büyükşehir iktidarını elinde bulunduran bir partinin ardılı ama değil de…
Bir siyasi geleneğin içinden kopup gelen, fakat eski alışkanlıklarla arasına mesafe koyduğu ölçüde yeni olabilecek bir hareketin temsilcisi.
Aslına bakılırsa Yalaz'ın elinde Albayrak'ın sahip olmadığı bir imkan var. Başka türlü siyaset yapabilme imkanı…
Geldiği yerden değilse bile vardığı yerden. Eskiyi geride bırakabilse, yeniyi siyaset yapma biçiminde de gösterebilse, belki gerçekten tozu dumana katacak.
Fakat olmuyor.
Bir bakıyorsunuz parti içine sesleniyor, bir bakıyorsunuz daha düne kadar aynı siyasi safta bulunduğu isimlere efeleniyor. Memleketin bütün meseleleri halledilmiş, Eskişehir'in bütün sorunları çözülmüş de geriye kimin kime ne söylediğinin hesabını görmek kalmış.
Üstelik burada tuhaf olan, yeni olma iddiasının zaman zaman kendisini eskiye karşı verdiği mücadele üzerinden tarif etmesi. Ne var ki bütün siyasetini eski arkadaşlarıyla hesaplaşmaya indirgemesi, yeniliğin daha başlangıçta eskimesi olmuyor mu?
Yalaz'ın kendisini ispat etme gayreti bazen öylesine belirginleşiyor ki, insan bunun bir siyasi mücadeleden ziyade bir tür varlık mücadelesine dönüştüğünü düşünüyor. Kendini görünür kılmak için partisinin önüne geçmek, kendi siyasi ağırlığını göstermek için aynı çatının altındaki insanlarla sürekli hesaplaşma halinde olmak cabası.
Aslında il başkanı olmak, yalnızca o partinin içindeki güç ilişkilerini yönetmekten ibaret değil. Hatta vaziyete bakılınca en son mesele o olmalı. Asıl mesele, siyaset üretmek, sözü bir fikre, o fikri de siyasi bir iddiaya dönüştürebilmek.
*****
Albayrak'ın önünde savunmak zorunda olduğu bir iktidar var. Yalaz'ın önünde ise kurmak zorunda olduğu bir siyaset…
Birinin geçmişi ağır, diğerinin geleceği belirsiz…
Birinin sorunu söyleyecek yeni bir söz bulamayışı, diğerinin sorunu yeni bir söz söyleme imkanı varken eski kavgaların cazibesinden bir türlü kurtulamaması.
Albayrak'ın savunacak sözü yok, Yalaz'ın söyleyecek sözü varken dönüp dolaşıp kendi partisinin içine konuşması… Gürhan Albayrak kafasını duvara vuruyor, Talat Yalaz gölgesiyle kavga halinde.
Birinde siyasi imkanlar tükenmiş, diğerinde ise bu imkanlar henüz kullanılmadan tüketilme tehlikesiyle karşı karşıya.
Tablo böyleyken, bu siyasi atmosferde galiba en zor bizimkisi…