Siyasette rekabet adettendir. Bir de aynı partideyseniz, bu rekabet hem daha kolay hem de seyir zevki daha yüksek. En azından reytingler bu yönde.

Aynı partide rekabet bazen tokalaşmamaya kadar varırken, rakip partililerle kucaklaşılabiliniyor.

Bazen aynı ilçe örgütünde, aynı kongre salonunda, hatta aynı masanın etrafında otursanız bile yüzlerden o kırgınlık, o küskünlük akıyor.

Yan yana düşmek ile yan yana gelmek arasındaki fark bayağı bayağı hissediliyor.

İlki tesadüf, ikincisi irade… İlkinde mecburiyet, ikincisinde yoldaşlık ruhu…

Aynı partide siyasi rekabet, nedense bir süre sonra kişisel husumete dönüşüyor. Neden küsüldüğü unutuluyor ama kırgınlıklar, kızgınlıklar bir türlü unutulmuyor.

İşin tuhafı, barışmak da esasında siyasetin bir parçası değil mi?

Üstelik kimi zaman kazanmaktan daha fazla siyasi olgunluk istiyor ve bence başarı için daha büyük önem taşıyor.

Zannediyorum Kazım Kurt, son dönemde siyasetin bu tarafıyla daha fazla ilgileniyor.

Neyi mi kast ediyorum?

Tespitim şu; Kazım Başkan'dan Kazım ağabeyliğe doğru bir geçiş var sanki.

Önce Talat Yalaz ile Figen Kahya'nın karşı karşıya geldiği CHP İl Kongresini hatırlayalım.

Kazım Kurt'un tercihi Figen Kahya'ydı.

Talat Yalaz kazandı.

Sonrasında Kurt, desteklediği adayın kaybetmesini yeni bir siyasi hesaplaşmanın başlangıcı yapmadı. Seçimi kazanan Yalaz'a el uzattı.

Küçük bir ayrıntı gibi görünebilir.

Ama bana kalırsa öyle değil.

Çünkü siyasette kaybedilen seçimlerin ardından kazananla birlikte çalışmak, nedense kazananı yenmekten daha zor…

Oysaki altın kural barışmasını bilmiyorsan küsmeyeceksin.

Fakat uygulaması biraz zahmetli… O olgunluğu keşfetmen gerekiyor.

Kazım Kurt, o kongreden sonra, sözün gereğini yerine getirmişti.

Gelelim YENİ Parti Odunpazarı İlçe Başkanlığı ön seçimine.

Bu kez karşı karşıya gelen isimler Rahmi Çınar ile Cevahir Çalıkuşu'ydu.

Kazım Kurt, parti içindeki farklı kesimlerin itirazlarına rağmen dokuz yıldır ilçe başkanlığı yapan Rahmi Çınar'ı destekledi.

Sonuç?

Çalıkuşu ilçe başkanı oldu.

Kazım Kurt bu kez de kaybeden taraftaydı.

Ama seçim sonrasında Çalıkuşu ile abi-kardeş ilişkisi kurmayı tercih etti.

Burada bir noktayı ayırmak gerekiyor.

Seçim öncesinde taraf olmakla seçim sonrasında seçilen başkanla çalışmak birbirine aykırı şeyler değil. Aksine, demokratik siyasetin olağan işleyişi böyle olmalı.

Ne var ki olağan olan, zaman zaman olağanüstü bir meziyet gibi görünüyor.

Bir partinin mensupları seçimde birbirlerine rakip olup ertesi gün birlikte çalışabiliyorsa, bunun haber değeri taşımaması gerekir aslında.

Ama taşıyor. Mesele biraz da bizim siyasi kültürümüzde.

GELELİM O FOTOĞRAFA…

Bütün bunları düşünürken önceki gün yapılan Eskişehir Barosu seçimlerinden bir fotoğraf çıktı karşıma.

Kazım Kurt ile Ayhan Kavas yan yana.

Üstelik fotoğraf Kazım Kurt'un kendi sosyal medya hesabında.

Şimdi diyeceksiniz ki ne var bunda?

İki insan bir seçimde karşılaşmış, yan yana durmuş, fotoğraf çektirmiş.

Haklısınız.

Normal koşullarda üzerinde durulacak bir mesele değil.

Ama Eskişehir siyasetinin kendine özgü ilişkilerini, geçmişten bugüne taşınan rekabetlerini ve kişisel mesafelerini biraz biliyorsanız, bu fotoğrafın sıradan bir hatıra karesinden fazlasını anlattığını da kabul edersiniz.

Kazım Kurt ile Ayhan Kavas arasındaki anlaşmazlığın tam olarak nerede başladığını bilmiyorum. Hangi olayın hangi kırgınlığı doğurduğunu, kimin neye kızdığını, kimin hangi sözü unutmadığını da...

Zaten siyasetimizde bu tür meselelerin başlangıcını bulmak kolay değil.

Bildiğimiz, iki isim arasında uzun zamandır bir mesafe bulunduğu.

Bir tarafta Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt; yıllarını siyasete vermiş, milletvekilliği yapmış, örgüt mücadelelerinin içinden gelmiş bir siyasetçi.

Diğer tarafta Ayhan Kavas…

Kazım Kurt ile aynı yolları yürümüş, bugün ise Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce'nin danışmanlığını yapan, dolayısıyla Büyükşehir Belediyesi'nin yönetim çevresinde önemli bir konumda bulunan isimlerden biri.

Aynı siyasi dünyanın içinde, fakat birbirine mesafeli duran iki insan…

Şimdi düşünün.

Aynı partinin siyasetini yapan insanların birbirleriyle konuşamaması, birbirlerinden uzak durması, hatta zaman zaman birbirlerinin varlığından rahatsız olması kime ne kazandırır?

Partiye mi?

O partinin seçmenine mi?

Kente mi?

Pek sanmıyorum.

Siyasi rakiplerin bundan memnuniyet duyması ise şaşırtıcı olmaz.

Çünkü bir siyasi örgütün kendi içindeki anlaşmazlıkları çözememesi, dışarıdaki rakiplerinin işini kolaylaştırıyor.

Bu nedenle Kazım Kurt ile Ayhan Kavas'ın aynı karede bulunmasını önemsiyorum.

Fotoğrafın kendisinden çok, sonrasında neler olabileceğini merak ediyorum.

FOTOĞRAF ÇEKTİRMEKLE BARIŞILIR MI?

Hayır, keşke o kadar kolay olsaydı.

Bir fotoğraf geçmişi değiştirmez. Söylenmiş sözleri geri almaz. Yaşanmış anlaşmazlıkları ortadan kaldırmaz.

İnsanlar yan yana durduklarında mutlaka anlaşmış olmazlar.

Hele ucundan kıyısından işin içinde siyasete varsa.

Ama şu da var. Birbirine mesafeli insanların aynı karede bulunabilmesi, en azından o mesafenin kapanabileceğini düşündürüyor.

Burada ayrıca dikkatimi çeken bir ayrıntı var.

Fotoğrafı Kazım Kurt paylaşmış.

Bir törende yan yana gelmek bazen koşulların sonucu. Fakat o karşılaşmanın fotoğrafını kendi hesabından paylaşmak başka bir tercih…

Elbette buradan büyük bir siyasi uzlaşma hikayesi çıkarmak için erken.

Belki yalnızca baro seçimleri için bürünülen nezakettendir.

Bilinmez…

Belki de yıllardır devam eden mesafenin kapanmasına yönelik küçük bir adım.

Bilmiyoruz.

Ama son ihtimali de yabana atmamak gerekiyor.

Siyasette önemli değişiklikler böyle küçük adımlarla başlıyor. Bu yüzden fotoğrafı es geçmiyorum.

BAŞKANLIK BAŞKA, AĞABEYLİK BAŞKA

Şimdi bütün bu örnekleri yan yana koyalım.

Talat Yalaz ile Figen Kahya yarışıyor. Kazım Kurt kaybeden adayı destekliyor, kazananla ilişki kuruyor. Rahmi Çınar ile Cevahir Çalıkuşu yarışıyor. Kazım Kurt yine kaybeden tarafta kalıyor, seçilen başkanla abi-kardeş ilişkisini sürdürüyor.

Ardından Ayhan Kavas ile aynı karede buluşuyor.

Üç ayrı olay…

Üç ayrı ilişki…

Ama hepsinde ortak bir taraf var:

Kazım Kurt, siyasi rekabeti kişisel bir hesaplaşmaya dönüştürmek yerine, seçim sonrasında da ilişkilerini sürdürebileceği bir yol arıyor sanki.

Bunu önemsiyorum.

Yalnızca Kazım Kurt açısından değil, Eskişehir siyaseti açısından da.

Çünkü yıllarını siyasette geçirmiş bir insanın deneyimini yalnızca kaç seçim kazandığıyla, kaç dönem görev yaptığıyla ölçmek biraz eksik kalıyor.

Kendisiyle aynı düşünmeyenlerle nasıl ilişki kurduğuna da bakmak gerekir.

Hatta belki en çok buna.

Başkanlık bir makam…

Seçimle gelinir, seçimle gidilir.

Ağabeylik ise başka bir şey...

Bizim siyasi kültürümüzde bazen uzlaştırıcılığı, bazen deneyimi, bazen de sözü dinlenen kişi olmayı anlatıyor.

Tabii ağabeyliğin de bir sakıncası var.

Demokratik siyasette kimsenin sözü yalnızca yaşından, kıdeminden ya da geçmişte üstlendiği görevlerden dolayı daha değerli olmamalı.

Ağabeylik, başkaları adına karar verme ayrıcalığına dönüşürse işin rengi değişir.

Ama insanların birbirleriyle konuşabilmesini sağlamak, kaybedeni dışlamamak, kazananla çalışabilmek anlamına geliyorsa...

O başka.

Doğrusu ülkenin, kentin, vatandaşın buna ihtiyacı var.

Kazım Kurt'un son dönemdeki davranışlarını böyle okumaya eğilimliyim.

Elbette bir siyasetçinin tutumunun değişip değişmediğini anlamak için birkaç fotoğraftan, birkaç karşılaşmadan fazlasını görmek lazım.

Özellikle Ayhan Kavas ile verilen fotoğrafın devamı gelecek mi, merak ediyorum.

Çünkü mesele yalnızca Kazım Kurt'un değişmesi değil.

Karşılıklı bir irade ortaya çıkacak mı?

Sonuçta barışmak tek kişilik bir faaliyet değil.

Birinin el uzatması kadar, diğerinin o eli tutması da gerekiyor.

Belki daha önemlisi, el sıkıştıktan sonra yeniden aynı masaya oturabilmek…

Kazım Kurt, başkanlıktan ağabeyliğe doğru bir adım atıyor olabilir.

Bence bu ihtimalin kendisi bile önemli.

Zira siyasette yan yana fotoğraf vermek kolay.

O poz verildikten sonra da yan yana kalınabilecek mi?

Mühim olan bu bana göre.