Kazım Kurt kavgadan çekinmez, mücadeleden geri durmaz, direnmeyi sever.

Kurt’un siyaset tarzı böyledir. Mücadele edilecek, direnilecek, gerekirse kavga edilecek…

YENİ Parti Odunpazarı İlçe Kongresinde de böyle yaptı. Mücadele etti, direndi, kavga etti.

Olmadı mı?

Olsun!

Yaşanan gerilimlerden beslendiği için salondan vitaminini alarak çıktı.

Talat Yalaz il başkanı oldu; olmasaydı veya karşısına başka bir isim çıksaydı da Kurt’un tutumu değişmeyecekti.

Sendikal faaliyetlerde de bu böyledir...

Yılmaz Hoca’yla da Ahmet Ataç’la da bu mücadeleyi vermiştir.

Kazım Kurt siyaseti diye bir şey varsa, orada kavga yalnızca bir yöntem değil, neredeyse o siyasetin kendisidir.

*****

Odunpazarı’nda belediyecilikte de durum farklı değil.

Peki, bütün bu mücadelelerin sonunda ne kazanılıyor?

Kurşunlu Külliyesi’nde yaşananlara bakalım.

Alınan tahliye kararının ne kadar vicdani, hakkaniyetli ve hukuki olduğu tartışması bir yana...

Yine Kazım Kurt mücadele etti, kavga etti, direndi.

Kazım Kurt’un siyasetindeki temel açmaz burada.

Kavga etmeyi biliyor, direnmeyi biliyor.

Uzlaşı, mutabakat ise kitabında yok.

Oysaki siyaset yalnızca karşı durmaktan ibaret değil. Haklı olduğunuz bir meselede muhatabınızı dinleyebilmek de siyasetin gereği.

Nihayetinde siyaset, birbirine benzemeyen insanların ortak bir zeminde buluşabilme hüneridir de aynı zamanda.

Kurşunlu Külliyesi’nin tahliyesi sırasında yaşanan bir sahne var mesela.

Kaymakamlık görevlisi geliyor.

Karşısında öfkeli bir belediye yönetimi…

Tepkiler, itirazlar, sert sözler...

Oysa o görevli, kendisine verilen talimatı yerine getirmek üzere orada bulunan bir kamu çalışanı. Kararı veren de, tahliye sürecinin siyasi sorumlusu da o değil.

Kapıya gelen memurla kavga ederek, kapının arkasındaki kararı değiştirebilir misiniz?

Gördük, değişmiyor.

Ortada mücadeleden çok, öfkenin yanlış adrese teslim edildiği bir manzara vardı.

*****

Üstelik Kurşunlu Külliyesi meselesinde Kazım Kurt’un eline önemli bir siyasi imkan geçmişti. AK Parti’nin eski il başkanlarından, partinin bazı ileri gelenlerinden bile Külliyenin Odunpazarı Belediyesi’nin kullanımında kalması gerektiği yönünde açıklamalar geldi.

Siyasi kutuplaşmanın hemen her meseleyi iki ayrı cepheye böldüğü bir memlekette, farklı siyasi çevrelerin aynı kültürel mirasın korunması için ses yükseltmesi önemliydi.

Kazım Kurt bu desteği bir uzlaşma zeminine dönüştürebilir, meseleyi partiler üstü bir kent meselesi olarak ele alabilirdi.

Kurşunlu Külliyesi siyasi bir mevzi olmaktan çıkarılıp, Eskişehir’in ortak kültürel mirası etrafında kurulacak bir mutabakatın konusu yapılabilirdi. Ancak görünen o ki bu destek, uzlaşma imkanından ziyade Kurt’un kendi cephesini güçlendirmek için kullanıldı.

*****

Oysa farklı siyasi çevrelerle muhataplık hukuku geliştirilebilir, ortak çözüm arayışının önü açılabilirdi. Haklı olmak başka, haklılığı sonuç alabilecek bir siyasete dönüştürmek başka.

Kazım Kurt, mücadeleyi büyütürken mutabakatı küçültüyor.

Direnmeyi önemserken diyaloğu ihmal ediyor.

Haklılığını anlatırken karşısındakini dinlemeyi unutuyor.

Elbette siyaset çatışmasız olmaz.

Çatışmanın olmadığı yerde çoğu zaman siyaset de olmaz.

Fakat, mütemadiyen çatışma üzerinden kurulan siyaset, zamanla niçin yapıldığından ziyade mücadeleyi kutsallaştırıyor.

Bu da amaçla aracın bir biriyle karıştırılmasına yol açıyor.

Haklı olmak önemli elbette…Fakat haklılığı anlatacak sabrı göstermek, bunun için gerekli kanalları oluşturmak da önemli.

Siyasetin, kuru kavgalardan ziyade sonuç alabilme hüneri de olduğunu unutmadan.

Karşı tarafta göremediğiniz aklı kendi tutumunuzla ortaya koyabilmek de siyasi bir maharet değil mi?

Bir masanın etrafında konuşmak, meydanda saatlerce bağırmaktan daha fazla sonuç verebilir bazı durumlarda. Asıl hüner, her kavgadan galip çıkmak değil, kavga etmeden de kazanılabileceğini gösterebilmektir belki de.

*****

Kazım Kurt kavga eder.

Kazanırsa ne ala!

Peki, kaybederse?

Partisi kaybeder.

İlçesi kaybeder.

Çevresi kaybeder.

Bazen de uğruna kavga edilen her ne ise o kaybeder.

Üstelik direnerek kaybetmenin psikolojik tahribatı da cabası.

Hasılı, siyasette mücadelenin başarısı, mücadelenin şiddetiyle ölçülmez.

Bir kültür mirasını korumak için verilen mücadelenin başarısı da ne kadar sert direnildiğiyle değil, o mirasın ne ölçüde korunabildiğiyle değerlendirilir.

Direnildi.

Kavga edildi.

Mücadele edildi.

Ama kaybedildi.

Sözün kısası Kazım Başkan için kavgaya neden aramaya gerek yok sadece şimdilik zamanı gelmemiştir.