Olay aslında çok basit…

Olay aslında çok vahim…

Hatırlayalım;

CHP’de bir dayanışma gecesi düzenlenecekti. Fakat seçilen tarih pek de küçük sayılmayacak bir problem çıkarıyordu. Organizasyon, 6 Şubat depremlerinin yıl dönümünün hemen yanı başına denk gelmişti.

Başta CHP içerisinden olmak üzere tepkiler yükseldi.

Mesele, depremin yıl dönümünde böyle bir gece düzenlemenin 'doğru mu' yoksa 'değil mi' olduğuna evrildi.

****

Talat Yalaz’ın önünde iki makul seçenek vardı.

Ya “Yanlış yaptık” deyip geri adım atacaktı.

Ya da “Yanlış yapmadık” deyip neden yanlış yapmadığını anlatacaktı.

Fakat siyasetçi, iki seçenekli sorulara üçüncü cevaplar bulmak konusunda mahirdir.

Bu olayda da böyle oldu.

Tartışmaya bir anda depremzedeler dahil oldu.

Bilirsiniz siyasette hiç eskimeyen bir “Vatan, Millet, Sakarya” söylemi vardır.

Sıkışılan yerde memleketin tartışılmaz değerlerine müracaat edilir; böylece tartışmanın kendisi de tartışılması güç bir alana taşınır.

Burada olanın da buna benzediği kanaatindeyim.

Çünkü dayanışma gecesi artık sadece bir dayanışma gecesi değildi.

Yenilecek, içilecek, eğlenilecek, insanlar bir araya gelecekti.

Bunda da başlı başına bir problem yoktu.

Fakat yeterli gelir elde edilirse depremzedelere de destek olunacağı söylendiği anda gecenin anlamı değişti.

Artık karşımızda yalnızca bir dayanışma organizasyonu değil, üzerine toplumsal bir hassasiyet de yüklenmiş bir organizasyon vardı.

Bunun tepkiler üzerine düşünülmüş bir formül olup olmadığını bilemeyiz.

Niyet okumak kolay olsa da ispatlamak zor…

Ama yaşananlar ve söylenenler bize şu soruyu sorma hakkını verir: Depremzedeler, neden tam da dayanışma gecesinin zamanlamasına yönelik eleştiriler yükselirken bu tartışmanın parçası haline geldi?

Bu sorunun cevabı için biraz daha geriye gitmek gerekiyor.

Yine bir dayanışma gecesi.

Bu defa adres Odunpazarı.

Hatırlarsınız; masalar, müzik, çiftetelli, göbek atma görüntüleri...

Aynı saatlerde Eskişehir’de şiddetli yağış vardı. Bazı bölgelerde su baskınları yaşanıyordu.

AK Partililer de siyasetin kendilerine sunduğu bu görüntüyü kaçırmadılar:

“Şehri sel basarken CHP’liler göbek atıyor.”

Eleştiri yalnızca AK Parti’den gelmedi.

CHP içerisindeki muhalefetin öne çıkan isimlerinden Ali Haydar Çelik de görüntüleri “talihsiz” buldu. Memleketin içinde bulunduğu koşulların göbek atmaya pek müsait olmadığını söyledi; fakat bunun bütün CHP örgütüne mal edilmesine de itiraz etti.

Yani Eskişehir CHP’sinde “dayanışma gecesi” artık masum bir yiyelim, içelim eğlenelim değildi. Neredeyse başlı başına siyasi bir tartışmaya dönüşmüştü.

****

CHP ne zaman “Biraz dayanışalım” diye masa kursa, masadan dayanışmadan önce kriz kalkıyordu. Kasım ayında yaşananların şubat ayındaki geceyi etkilememesi mümkün değildi.

Üstelik tam da depremin yıl dönümünde!

Ve bu kez formül farklıydı:

Dayanışma gecesi yapılacak.

Ama yeterli gelir oluşursa depremzedelere de destek verilecekti.

Kamuoyunun itirazı bana kalırsa tam da burada başlıyor.

Çünkü mesele insanların eğlenmesi değil.

Siyasetçiler de eğlenir.

Partililer de yemek yer.

Müzik dinlerler.

Göbek de atarlar.

Hatta memleketin bütün meselelerini birkaç saatliğine unutmak gibi herkes kadar onların da hakkı vardır.

Mesele, bunu yaparken neden depremzedelere ihtiyaç duyulduğu…

Çünkü 6 Şubat’ın acısı, herhangi bir siyasi organizasyonun meşruiyetini güçlendirecek bir unsur haline getirilemeyecek kadar ağır bana kalırsa.

Tüm söyleneler ve beyanlar ortadayken Talat Yalaz daha sonra, 'Biz depremzedeler için yardım kampanyası düzenlemedik' dedi.

Doğru, bizlerde bunu biliyoruz zaten...

Bir dayanışma gecesi düzenlemekle depremzedeler adına yardım kampanyası düzenlemek aynı şey değil.

****

Sorun şu: Madem gece depremzedeler için düzenlenmedi, depremzedeler neden gecenin, organizasyonun savunulmasında bu kadar görünür hale geldi?

Üstelik daha sonra Yalaz’ın kendi ağzından şu açıklama geldi: “Cüzi bir para arttı. Onu da deprem bölgesine birkaç gün içerisinde göndereceğiz.”

Şimdi tartışmayı bütün siyasi tartışmalardan arındıralım.

Ortada üç basit soru kalıyor:

Ne kadar para arttı?

Bu para gönderildi mi?

Gönderildiyse nereye gönderildi?

Bunların cevabı varsa mesele kolay.

Belgesi ortaya konur, tartışma da önemli ölçüde biter.

Suç mudur?

Bilmiyorum.

Zaten bu yazının meselesi de suç değil.

Suçun ne olduğuna ceza kanunları, savcılar ve mahkemeler karar verir.

Siyaset muhatabına sadece kanunların penceresinden bakmaz.

Siyasi sorumluluk diye bir şey var.

Siyasi etik var.

Bir de insanın özellikle siyasetçilerin bazı meselelerle arasına koyması gereken mesafe var.

Çünkü her şey siyasetin hammaddesi değil ya da olmamalı.

Her toplumsal acı siyasi tartışmada kullanılabilecek bir argüman olmasına karşı durulmalıdır.

****

Acıyı paylaşabilirsiniz.

Paylaşamayabilirsiniz.

Yardım edebilirsiniz.

Edemeyebilirsiniz.

Bunların hepsi ayrıca tartışılır.

Ama acıyı, içine düştüğünüz bir siyasi tartışmadan çıkmanın imkanlarından biri haline getirdiğiniz yönünde bir görüntü ortaya çıkmışsa, o görüntüyü ortadan kaldırmak da size düşer.

Bu yüzden bugün Talat Yalaz’ın önünde aslında yine iki seçenek var.

Ve bu kez üçüncü bir seçeneğe de pek ihtiyaç yok.

“Cüzi para” deprem bölgesine gönderildiyse belgesini açıklamak, gönderilmediyse neden gönderilmediğini anlatmak…

Mesele bu kadar basit…

Ve hala bu kadar vahim!!!

***

Yazıdan bir saat sonra…

Bu yazının üzerinden henüz bir saat geçmişti ki Talat Yalaz, Eskişehir Adliyesi önünde açıklama yaptı. AK Parti İl Başkanı Gürhan Albayrak ve CHP İl Başkanı Volkan Enver Kılıç hakkında suç duyurusunda bulunduğunu açıkladı.

Yalaz’ın savunması açık: O gece bir deprem yardım gecesi değildi; deprem bölgesine yardım ancak yeterli gelir oluşması halinde düşünülecekti ve böyle bir gelir oluşmadı.

Hukuki kısmına savcılık karar verecek.

Fakat siyasi soru hala yerinde duruyor.

Çünkü Yalaz daha önce, “Cüzi bir para arttı. Onu da deprem bölgesine birkaç gün içerisinde göndereceğiz” demişti.

Bugün ise yardım yapılmasını gerektirecek bir gelir oluşmadığını söylüyor.

İki söz arasında açıklanmaya muhtaç bir mesafe var.

Suç duyurusu yeni bir hukuki tartışma başlatabilir.

Ama eski soruyu ortadan kaldırmıyor:

O “cüzi para” ne oldu?