Bu topraklarda rüzgâr estiğinde, sadece yapraklar değil; tarih de dalgalanır. Gökyüzünde süzülen al bayrağımız, her kıpırtısında bir milletin yüreğini taşır. O bayrak ki rengi şehitlerimizin kanından, gölgesi bağımsızlığımızdan doğmuştur ve onun altında dimdik duran bir isim vardır: Mustafa Kemal Atatürk.

Atatürk, yalnızca bir komutan değil; umudunu kaybetmiş bir millete yeniden inanmayı öğreten bir ışıktır. Karanlığın en koyu olduğu anda “Bağımsızlık benim karakterimdir” diyerek ayağa kalkan bir iradedir. O, yıkılmış bir vatanın küllerinden çağdaş bir Cumhuriyet kurarken, bayrağımızı da sadece bir kumaş parçası olmaktan çıkarıp bir onur, bir emanet haline getirmiştir.

Bayrağımıza her baktığımızda, Sakarya’nın tozunu, Çanakkale’nin sessizliğini, Anadolu’nun yoksul ama onurlu insanlarını görürüz. Atatürk’ün gözlerindeki kararlılık, o bayrağın dalgalanışında hâlâ yaşar. Çünkü o bayrak; korkmadan yürüyenlerin, vazgeçmeyenlerin, “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” diyenlerin simgesidir.

Atatürk’ü sevmek, sadece onu anmak değil; onun gösterdiği yolda yürümektir. Bayrağımızı sevmek ise onu yüksekte tutacak ahlakı, bilinci ve sorumluluğu taşımaktır. Her sabah dalgalanan bayrağa bakıp başımızı kaldırabiliyorsak, bu Atatürk’ün bize bıraktığı en büyük mirastır. Ve biz biliriz ki; Atatürk kalbimizde, bayrağımız gökyüzünde olduğu sürece, bu millet asla diz çökmez. Ne mutlu Türküm diyene!..