Gürcan Banger
Yaşamla yanlış iletişim
Kişinin olaylara verdiği tepki –onu yeterince tanıyorsak– çoğu zaman şaşırtıcı değildir. Bireyin tepki modeli onun kişiliğini ve kimliğini yansıtır. Bazı kişiler vardır, kolay ve hızlı tepki verirler; ne düşünüp hissettiklerini anlamak kolaydır. Bir cevap almadığınızda bile bunun anlamını kavrayabilirsiniz. Kimileri vardır, onlara tepki verilmesi gereken bir ‘şey’ ilettiğinizde kendinizi sonsuz derinlikte bir kuyuya taş atmış gibi hissedersiniz. İçinde ne olduğu ve nasıl işlediği bilinmeyen bir ‘kara kutunun’ davranış ve tepki modelini çözmenin yollarının başında, ona tepki vereceği ve bizim ölçebileceğimiz sinyaller göndermek gelir. ‘Kara kutu yöntemi’ pek çok alanda kullanılan bir yaklaşımdır.
Çevremizdeki canlı yaşamla ilişki kurarken de (farkında olmasak bile ‘kata kutu yöntemini’ kullanırız. Aldığımız tepkilere göre anlamaya çalışır ve buna uygun cevaplar geliştirmeye çalışırız. Kültürümüze, ahlâki değerlerimize, alışkanlıklarımıza aykırı bir durum ile karşılaştığımızda; içimizden geliveren tepkiyi göstermemek pek kolay değildir. Bu gibi durumlarda söz, dilin ucunda durmaz. Zorlansak da söz ağzımızdan uçuverir. Sosyal denetim, bireysel tepkiye yenik düşer. Kimi zaman istenmeyen gerginliklere yol açacak boyutlara varır.
Duygusal gerginliklerin yanlış anlaşılmalardan kaynaklandığı sıkça görülür. İnanın; dinlemeden ve tam olarak anlamadan yorum yapmak sadece Yeşilçam filmlerinin sıradan bir teması değildir. Türü ve şekli ne olursa olsun; bir beyaz perde filmine konu olabilecek yanlış anlamaları önlemek için iletişim kurmayı denemek gerekir. İletişim, yanlış algılamaları önlediği gibi olumlu yakınlaşmaların ve sağlıklı birlikteliklerin oluşmasına da katkı koyar.
Yaşamla ve çevremizle pek çok farklı biçimde iletişim kuruyoruz. Öğrenilebilecek çok sayıda iletişim tekniği ve yolu bulunduğu konusunda hiç kuşku yok. İletişimin ilk adımı, iletişim kurma niyetinden geçiyor. Ama öncelikle karşımızdakini anlamak için niyetli olmak –hatta iyi niyetli– gerekiyor. Olumlu niyet, olumlu iletişimin vazgeçilmez ön koşuludur, diyebiliriz. “Beni anlıyor musun?” ya da “Kendimi ifade edebildim mi?” cümleleri günlük konuşmalarımız içinde sıklıkla kullandığımız ifadelerdir. Bazen gereksiz, hatta saygısız ama kimi zaman ihtiyaçtan kaynaklanan bu sorulara “Seni anlıyorum” demek yeterli olmaz.
Kadınlar ve erkekler, gerginlik ortamlarında farklı tepkiler gösterirler. Bu tür ortamlarda anlama çabalarımızın farklılaşması gerekebilir. İletişimin tarafları olarak bazı sözcük ve kavramları diğer insanlardan daha farklı kullanıyor olabiliriz. Bazı davranışlarımız herkesin bildiği, alıştığı veya kolayca kavrayabildiği türden olmayabilir. Önyargıların ve yanıltıcı olabilen görünüşün bizi aldatmasına izin vermemeli; gerektiğinde tehdit etmeyen, yargılamayan, korkutmayan, açıklayıcı sorular sormayı denemeliyiz.
Yabancı bir dil ile iletişim kurmanın zorluğu, öncelikle farklı dillerin bağlı olduğu değişik kültürlerden kaynaklanır. Ama aynı dili konuştuğumuz halde sözcüklere yüklediğimiz anlamların çok farklı olabileceğini de iyi kavramamız gerekiyor. Benzer olaylara farklı tepkiler verebiliyoruz. Bir olay karşısında farklı kişilerin değişen tepki biçimleri oluyor. Karşımızdakini yeterinde anladığımızdan emin olmadan kolaycı yargılara varmamak ve daha önemlisi ucuz nedenlerle ‘infaz etmemek’ gerekiyor. Unutmamalı ki; yanlış yapmak veya yanılmak insanlar içindir. Başlıca öğrenme biçimimiz olaylar ve nesneler arasında yaptığımız karşılaştırma ve kıyaslamalardır. Yanlışlar ve yanılmalar bizim için önemli kıyaslama fırsatları yaratıyor.
