Dostluk, her gün konuşmak, her gün yanyana olmak yada her sırrı paylaşmak değildir. Bazen uzun sessizliklerin arasından bile birbirini anlayabilmek, kırıldığında kapıyı çarpmak yerine, “Ne oldu?” diye sorabilmektir.

Hayat insana zamanla kimin gerçekten yanında olduğunu öğretiyor. Kalabalıklar azalıyor, bazı isimler hayatından sessizce çıkıyor. Geriye ise birkaç gerçek insan kalıyor, seni koşulsuzca seven. Çünkü gerçek dostluk; iyi günde yan yana olmak kadar, zor zamanda da birbirinin elini bırakmamaktır. Lafla değil, davranışla kendini gösterir dostluk. İnsan bir yaştan sonra çok şey de istemiyor zaten… Az ama gerçek dost, bolca huzur ve gönül rahatlığı yetiyor.

Seneler geçiyor, bazen yanlış anlaşılmalar oluyor yada fındık kabuğunu bile doldurmayacak nedenler yüzünden aralar açılıyor, ilişkiler yara alıyor yada araya kara kediler giriyor.

Yıllarını verdiğin için yine de bir şekilde dost kalabileceğini sanıyorsun, vefa duyuyorsun. Her şey bitse bile hatıraların, yaşanmışlıkların ve güzel günlerin hatırına belki eskisi gibi olmasa da dostluğunun devam edebileceğini düşünüyorsun. Ama kimi hayal kırıklığına uğruyorsun ve bazı şeyleri kaldıramıyor o küçük kalbin.

Bazen hiç beklemediğin bir anda eski günler geliyor gözlerinin önüne. Birlikte gülüşler, uzun sohbetler, paylaşılan sırlar, iyi ki varsın denilen zamanlar…

Sonra bugüne dönüyorsun.

Birinin önceliği olmadığını bilmek, aranmadığını, merak edilmediğini, yokluğunun fark edilmediğini hissetmek gururuna değil, kalbine dokunuyor. Çünkü insan bazen bir ilişkiyi değil, kendisine verilen değeri özlüyor. Onun için bazı dostluklar kavga ederek değil, sessizce bitiyor.

Kimse artık dost değiliz demiyor. Ama davranışlar her şeyi apaçık anlatıyor.

Ve insan bir noktadan sonra şunu öğreniyor; bazı

insanları sevmeye devam edebilirsin ama hayatında tutamazsın. O yüzden bazı

güzel günler, bırakın güzel oldukları yerde kalsın.

Yaşananların hatırası kalbimizde bir köşede dursun. Ama biz artık değer görmediğimiz yerde kendimizi daha fazla eksiltmeyelim.