Ortalık toz duman... Üyeler, belki de siyasi hayatlarında görmedikleri kadar ilgi görüyor. Telefonlar çalıyor, hatırlar soruluyor, yıllardır fark edilmeyen insanların birdenbire ne kadar kıymetli oldukları keşfediliyor. Kongre dönemlerinin kendine özgü bir hatırlama kabiliyeti var: Dün adını bilmediğiniz üyeyi bugün örgütün vazgeçilmez unsuru ilan edebilirsiniz. Sandık bu her şeye kadir…

Tepebaşı’nda öyle olmadı lakin.

Tevfik Yıldırım’ın siyasi serüveninde değişmeyen şey, bulunduğu göreve hangi yoldan geldiğinden çok, o görevde nasıl durduğu. Seçildiğinde de atandığında da yeniden seçilme sürecinde de aynı sessizlik hakim. Bir siyasi iddia, örgütü harekete geçirecek bir tartışma, kent gündemine müdahale edecek bir çıkış arıyorsunuz; karşınıza koltuğunda sessizce oturan bir ilçe başkanı çıkıyor. Birileri Ahmet Ataç’a laf edecek de eline tutuşturulan kağıdı okuma zahmetine girecek.

Türkiye’de parti içi siyasetin eski ve kullanışlı bir ölçüsü bu zannediyorum. Kimseyi rahatsız etmeyen kişi, zamanla herkesin üzerinde anlaşabildiği kişiye dönüşüyor. Ne düşündüğünden önce kiminle sorun yaşamadığına bakılır. Örgüte ne katacağından önce mevcut ilişkileri bozup bozmayacağı hesaplanır. Böylece siyaset üretme kabiliyeti, yerini ilişkileri idare etme becerisine bırakır.

Yıldırım’ın, Tepebaşı’ndaki konumunu biraz da bu alışkanlığın içinden okumak gerekiyor. Eski adamcılık anlayışı her zaman gürültü çıkararak işlemez. Bazen o rahatsız edici sessizlik altında işler. İtiraz etmeyen, tartışma açmayan, yerleşik dengeleri zorlamayan yöneticiye geniş bir hareket alanı tanınır örneğin, karşısına rakip çıkmaz. Fakat o alanın içinde hareket etmesi de pek beklenmez. Beklenmiyor nitekim.

Eskişehir’in siyaset üretmekte zorlanan atmosferinde bunun pek çok karşılığı var. Birkaç ziyaret, birkaç fotoğraf, birbirine benzeyen açıklamalar… Ardından uzun bir sessizlik. Ülkenin, kentin meseleleri kendi mecrasında akarken siyasi yöneticiler de takvimlerini gereksiz faaliyetlerle doldurur. O faaliyetin herhangi bir politik alan açıp açmayacağı ise mesele bile değildir.

AK Parti’nin sessizliği bu bakımdan daha anlaşılır. Yoksullaşmanın sorumluluğunu taşıyan bir iktidarın yerel temsilcileri için, geçim sıkıntısını konuşmak aynı zamanda kendi siyasetlerinin sonuçlarını konuşmak demek. Vatandaş hayat pahalılığıyla baş başa kalmışken söylenecek her sözün dönüp iktidarın kapısını çalması ihtimali bir hayli yüksek. İki, üç ziyaret ve dört, beş fotoğraf, böyle bir ortamda siyasi varlığı hatırlatmanın en zahmetsiz yoluna dönüşüyor. Hele ki diyecek bir şeyleri yoksa.

Fakat iktidarı devralma iddiasındaki bir partinin ilçe başkanlığı için aynı sessizlik yeterli olabilir mi?

“İktidarı alacağız” sözünün Tevfik Yıldırım’ın sessizliğinde ete kemiğe bürüneceğini düşünmek, bana kalırsa fazlasıyla iyimserliktir. İktidar iddiası, gündelik meseleler karşısında tutum almayı gerektirir. Örgütün neye itiraz ettiğinin, neyi değiştirmek istediğinin ve bunun için nasıl çalışacağının anlaşılması gerekir. Bunların yerine yalnızca bir görev dağılımı koyduğunuzda, geriye yönetilecek bir koltuk kalır… Halk mı o da ne?

Üstelik burada saflığı besleyen şey, pekala hesaplı bir grup siyaseti olabilir. Siyasi iddiası sınırlı bir başkan, yerleşik ilişkiler açısından son derece işlevseldir. Kimseyi zorlamaz, yeni bir güç odağı oluşturmaz, alışılmış düzenin devamını kolaylaştırır. Örgütün hareketsizliği bazıları için eksiklikken bazıları için güvenceye dönüşebilir.

Yeni bir parti kurmak, eski siyasi alışkanlıkları kendiliğinden ortadan kaldırmıyor. O alışkanlıklar tabelanın arkasına yerleşip yaşamayı sürdürebiliyor. Adamcılık, koltuk muhafazası ve gruplar arasındaki denge hesabı yeniden işlediğinde, yenilik iddiasının sınırları da ortaya çıkıyor.

Tepebaşı’ndaki sessizliği bu nedenle yalnızca bir kişinin mizacıyla açıklamak eksik kalır. Asıl mesele, o sessizliği yeterli bulan siyasi anlayıştır. Odunpazarı’nda esen fırtınanın Tepebaşı’nda da fazlasıyla esmesi gerekirken, eski alışkanlıkların duvarları Tevfik Yıldırım’ı korudu. Fakat, Tevfik Yıldırım’ın ne kadar konuştuğu, örgütün ondan ne beklediğine, iktidarı olma iddiasının gereklerine de bakmak lazım.

Çünkü kimseyi rahatsız etmeyen bir ilçe başkanından herkes memnun olabilir. Ülkenin, kentin sorunları karşısında o memnuniyetin ne işe yaradığı ise hala cevap bekler.