Fatma Yüzer Deniz
Kolektif iç sıkıntısı
Son zamanlarda birçok insanın ortak bir duyguda buluştuğu fark ediliyor.
Adını koymak zor, ama tanıdık; kolektif bir iç sıkıntısı.
Günlük hayat akıyor.
Sokaklar, işler, evler yerli yerinde.
Ama buna rağmen, görünmez bir ağırlık dolaşıyor ortalıkta.
İnsanlar daha sessiz, daha temkinli, daha yorgun.
Şiddet haberleri bunun önemli bir parçası.
Dünyada da, ülkemizde de, bu haberler artık yalnızca “olan biten” değil.
Hayatın içine karışıyor, gündelik konuşmalara sızıyor,
insanların güven duygusunu sessizce aşındırıyor.
En zor olanı ise şu:
Bu kadar çok şeye maruz kalındığında, hisler de karışıyor.
Üzüntüyle alışkanlık, korkuyla duyarsızlık iç içe geçiyor.
Kimse tam olarak ne hissettiğini söyleyemiyor.
Bu durum, bireysel bir ruh hâlinden çok daha fazlası.
Sürekli tetikte olma hâli,
“ya bir gün bizim başımıza gelirse” düşüncesi,
toplumsal bir gerilime dönüşüyor.
Dikkat çekici olan şu ki, bu iç sıkıntısı sadece korkudan beslenmiyor.
Aynı zamanda belirsizlikten, güvensizlikten ve kontrol duygusunun zayıflamasından da güç alıyor.
İnsanlar kendilerini değilse bile, birbirlerini korumaya çalışıyor.
Yine de bu kolektif ruh hâlinin içinde tamamen karanlık bir yer yok.
Çünkü iç sıkıntısı, aynı zamanda alışmamanın işareti.
İtirazın, rahatsızlığın, “bir şeyler yolunda değil” demenin sessiz biçimi.
Belki de bugün yapılması gereken,
bu duyguyu bastırmak ya da yok saymak değil.
Onu anlamaya çalışmak.
Ve bu sıkıntının bizi birbirimize yaklaştırmasına izin vermek.
Çünkü dünyada da, ülkemizde de bir toplum, rahatsız olma yeteneğini kaybetmediği sürece iyileşme ihtimalini korur.