“Kazandılar, ne oldu?”

Ne olacak?

-Bir şey olmaz!

Bu sözler Odunpazarı’ndaki ön seçimi değerlendiren Kazım Kurt’a ait…

Yazının nereye gideceği aşağı yukarı belli… O yüzden baştan bir parantez açayım.

Kazım Kurt, bu şehirde siyaseti bilen, halktan yana tavır almaya çalışan bir siyasetçi.

Bunu teslim etmek lazım…

Fakat hakkını teslim etmek, yanlışlarını söylemeyeceğimiz anlamına gelmiyor.

Odunpazarı’ndaki önseçimin başından beri dilimin döndüğü, elimin yettiği kadar anlatmaya çalıştığım mesele de zaten buydu; Kazım Kurt, hatada ısrar edince doğru olacağı kanaatinde.

Kurt, geleneklere bağlı hatta o geleneğin içindeki yanlışlara da…

Üstelik bunu yaparken kendisine ve yıllardır ortaya koyduğu siyasi mücadeleye verdiği zararı da pek fark etmiyor.

Birilerinin biraz sarsması gerekiyor.

*****

Kazım Kurt, önseçim sonrası gazeteciler Tarkan Demir ve Ayşegül Hümmet’in konuğu oldu. Ne diyeceğini merak ettiğim için izlemeye çalıştım.

Konuşmasının bir yerinde kendi siyaset anlayışını gayet beyaz kelimelerle anlattı.

“Demokrasi” dedi mesela.

Kaybetmeyi gayet makul bir çerçeve içerisinde anlattı.

Sonra da ekledi: “Kazandılar, ne oldu? Ne olacak? Bir şey olmaz.”

“Kazandılar, ne oldu?” sorusu ilk bakışta demokrat bir kaybetme cümlesi gibi duruyor.

Ama öyle mi gerçekten… Yoksa “kazandınız ama kazandığınız şeyin pek de önemi yok” demeye mi getiriyor sözü.

Kaybetmeyi kabul etmek erdemdir, karşınızdakinin kazandığı şeyi önemsizleştirmek başka. Madem hiçbir şey olmayacaktı, bu kadar mücadele neden verildi demeden geçemiyor insan.

Madem sonuç bu kadar önemsizdi, Rahmi Çınar'ın adaylığı neden bu kadar önemliydi? Madem kaybetmenin bir sakıncası yoktu, kendi ekip arkadaşlarının dahi “Rahmi Çınar olmaz” dediği bir noktada neden ısrar edildi?

Asıl konuşulması gereken yer burası. Çünkü Çınar’ın karşısında yalnızca Kazım Kurt’u sevmeyenlerden oluşan bir cephe yoktu.

Elbette onlar da vardı.

Siyaset bu.

İnsanın karşısında yalnız fikirlerine itiraz edenler değil, kendisine kızanlar da birikir. Fakat bütün sonucu “Kazım Kurt’u sevmeyenler birleşti” kolaycılığıyla açıklarsanız, sandıktan çıkan asıl mesajı kaçırırsınız ki; kaçırılmış zannediyorum.

Çünkü biliyorum ki Çalıkuşu’na oy verenlerin içerisinde Kazım Kurt’la hiçbir meselesi olmayanlar da vardı.

En saf ve basit örneği Sinan Özkar’dır…

Aynı siyasi geleneğin içerisinden gelenler vardı.

Yıllardır aynı çevrelerde siyaset yapanlar vardı.

Yineliyorum, Kazım Kurt’a değil, yapılan tercihe itiraz edenler seçimi Kurt’a kaybettirdiler.

Bence Kurt’un görmek istemediği yer burası.

Kurt, karşısında oluşmuş cepheyle, kendi kararının karşısında oluşmuş itirazı birbirine karıştırıyor.

İkisi aynı şey değil.

Biri kişisel…Ki yıllarca siyasetin içinde olmuş biri bu tür kişisel husumetlere alışıktır.

Diğeri siyasi… İşte burada da yaptığın hatalar ve doğrular konuşur.

Tek sıra halinde oy kullanmaya getirilen belediye çalışanlarının görenler için “bugün kazandılar ne oldu” cümlesi bayağı bir anlamsız kalabilir.

*****

Zira çok şey olmuştur! Bir daha bakmakta fayda var.

Daha basit bir soru öneriyorum?

Biz nerede yanlış yaptık?

Kazım Kurt emeğe saygıdan söz ediyor.

Haklı. Emek siyasette de kıymetlidir.

Yıllarca örgütte çalışmış, yük taşımış, insanlarla ilişki kurmuş birinin emeğini yok sayamazsınız. Ama emek, makam üzerinde sonsuz kullanım hakkı veren bir tapu değil.

Dokuz yıl görev yapmak emektir.

Dokuzuncu yılın sonunda hala o göreve en uygun kişi olma iddiası ise çok daha başka.

Bu gözle baktığınızda “vefa” dediğiniz şey yenilenmenin önüne konulmuş bir duvara dönüşür.

O emek herhangi bir değer üretmiyorsa ne yapacağız!

Kazım Kurt nedense bunun arkasına sığınmayı tercih ediyor.

“Emek” dediğimiz anda tartışmanın ahlaki tarafını ele geçirmiş olursunuz, bunu Kazım Kurt çok iyi bilir. Karşı çıkan da bir anda vefasız oluveriyor.

Bana kalırsa, bir siyasi harekete yapılabilecek en büyük kötülüklerden biri, geçmişte verilen emeği geleceğin üzerinde hak iddiasına dönüştürmesi olur.

Kazım Kurt’un anlaması gereken şey bence Çınar’ın neden üç oyla kaybettiğinden daha büyük. Kendi siyasi çevresinden insanların neden başka bir ihtimali denemek istediğini anlaması gerekiyor.

Çünkü ortada yalnız bir seçim sonucu yok.

Küçücük de olsa bir itiraz var.

Üstelik bu itiraz dışarıdan gelmedi.

Evin içinden geldi.

Belki bu yüzden “Kazandılar, ne oldu?” demek kolay.

Asıl zor soru başka: Benim tercihim neden kabul görmedi sorusu ile yüzleşmeli.

Bu yüzleşme sağlanmayıncaya kadar soracağız “kaybetti de ne oldu?”

Çünkü biliyoruz, yenilginin öğretemediğini hiçbir galibiyet öğretemez…