Sıradan bir Eskişehirli olarak Türkiye Belediyeler Birliği Başkanlığına başka, bu ülkenin vatandaşı olarak çok başka bakıyorum.

İlkinden başlayalım.

Ayşe Ünlüce’nin yalnızca Eskişehir’e değil, ülke genelinde üstleneceği pek çok göreve katacağı çok şey var.

Her şeyden önce, dinleyebilmenin bile marifet sayıldığı bir dönemde, geniş bir uzlaşının mimarlarından biri olabilir.

Eskişehir’de bunun örneklerini çok kere gördük.

Farklı siyasi görüşlerle kurduğu diyalog, vatandaşlar arasında ayrım yapmayan yaklaşımı, çözüm için gerektiğinde eleştirileri göğüslemeyi göze alması…

Bir de sabrı var.

Öyle sıradan bir sabır değil.

Bazen sınırları zorlayan, bazen de insanın aklına ister istemez “bu kadarına da pes” dedirten siyasi muzırlıklar karşısında bile üslubunu değiştirmeyen bir sabır.

Karşısındakinin sesini yükseltmesine sesini yükselterek karşılık vermiyor. Siyasi tartışmayı kişisel kavgaya dönüştürmüyor. Hiçbir meseleyi şahsileştirmiyor.

Bütün bunları yan yana koyunca “Keşke Ayşe Ünlüce Türkiye Belediyeler Birliği Başkanı olsa” demeden edemiyor insan.

*****

Ama bir de meselenin diğer tarafı var.

İşte orada bir Eskişehirli olarak susuyor, bu ülkenin vatandaşı olarak konuşmaya başlıyorum.

Türkiye Belediyeler Birliği'nin yakın geçmişine bakınca insanın hevesi biraz kaçıyor.

Ekrem İmamoğlu…

Zeydan Karalar…

Vahap Seçer…

Üç farklı isim, üç farklı şehir.

Her üç isminde iki ortak özellikleri var.

Muhalefet partisinden belediye başkanı olmaları ve Türkiye Belediyeler Birliği'nin yönetmeleri.

Bir de haklarında yürütülen adli süreçler nedeniyle yaşadıkları görev değişiklikleri.

Elbette buradan, TBB Başkanlığına seçilen herkesin aynı akıbeti yaşayacağı sonucu çıkmaz. Üstelik hukuken birbirinden farklı dosyaları, yalnızca siyasi kimlikler üzerinden aynı kefeye koymak da doğru olmaz.

Ama memlekette bazı tesadüfler var ki insan ister istemez durup düşünüyor.

Normal şartlarda Türkiye Belediyeler Birliği Başkanlığı, bir belediye başkanının siyasi kariyerinde önemli bir basamak sayılır ya da sayılmalı.

Türkiye'nin dört bir yanındaki belediyeleri temsil etmek, farklı siyasi partilerden yerel yöneticileri aynı masa etrafında buluşturmak, belediyelerin ortak sorunlarına çözüm aramak…

Bunlar kaygı değil, hem Ünlüce hem de Eskişehir için gurur vesilesi olmalı.

Fakat aklımız ne yazık ki böyle işlemiyor.

Bir belediye başkanının daha büyük bir sorumluluk üstlenmesi karşısında sevinmekle endişelenmek arasında kalabiliyoruz.

Üstelik endişemiz görevi yapıp yapamayacağıyla ilgili değil.

Tam tersine.

Görevi iyi yapabileceğini düşündüğümüz için sevinirken, o görevin başına gelenlere bakıp kaygılanıyoruz.

Ayşe Ünlüce'nin adaylığına da böyle bakıyorum.

Eskişehir'in belediye başkanının ülke genelinde önemli bir sorumluluk üstlenmesi elbette kent açısından değerli…

Ama insan bir yandan da soruyor. Ünlüce'nin Türkiye Belediyeler Birliği'ne kazandıracaklarını konuşmamız gerekirken, neden kendisinin ve Eskişehir'in bundan nasıl etkilenebileceğini düşünmek zorunda kalıyoruz?

İşin özü Ayşe Ünlüce'nin, TBB Başkanı olup olmaması ikinci sırada kalıyor.

Bir belediye başkanının böyle bir göreve aday gösterilmesinin neden bizde aynı anda hem gurur hem endişe yarattığı daha bir sorgunulası durum…

Çünkü normal bir ülkede insanlar, belediye başkanlarının hangi makama geleceğini merak eder.

Biz ise o makama geldikten sonra başlarına ne gelebileceğini.

Bugün yapılacak seçimi Ünlüce’nin çok rahat kazanacağını düşünüyorum.

Hem Eskişehir hem de, Ayşe Ünlüce için sevinebilmek istiyorum.

Hem de hiçbir endişe duymadan.

Galiba bugün memlekette en zor olan da bu…