25 yıldır iktidarı değiştiremediği için yanan, yakınan, her seçim gecesi biraz daha yorulan bir cenaha dönüp: “Dokuz yıllık ilçe başkanını değiştiremezsiniz” derseniz, nasıl bir cevap alırsınız?

Memleketi değiştirme iddiasında bulunabilir misiniz?

Odunpazarı’ndaki o üç oy anlatamadıysa ben anlatayım.

O üç oyun arkasında yılların biriktirdiği bir sandık hafızası vardır.

Çok uzağa gitmeye gerek yok.

Eski CHP’nin, bugünkü YENİ Parti’ye taşınan seçmeninin umutlandığı seçimlerden biri hala hafızalarda.

Ekrem İmamoğlu ile Binali Yıldırım’ın İstanbul seçimini hatırlayın.

İlk seçim yapıldı.

İtirazlar geldi.

Sandıklar konuşuldu.

Oylar yeniden sayıldı.

Sonra seçim iptal edildi ve yeniden sandığa gidildi.

İkinci sandıkta ortaya çıkan tabloyu da hatırlayın.

YSK’nın kesin sonuçlarına göre İmamoğlu 4 milyon 742 bin 82, Yıldırım 3 milyon 936 bin 68 oy aldı.

Elbette İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimiyle bir partinin ilçe başkanlığı yarışını aynı kefeye koymuyorum.

Mesele ölçek değil.

Mesele sandıkla kurulmuş ilişki.

*****

Dile kolay; çeyrek asra yaklaşan bir iktidar döneminde, defalarca sandığa gidip iktidarı değiştiremeyen insanların sandığa nasıl baktığını anlamadan, dün salonda yaşananları da tam anlayamazsınız.

Bu seçmen yenilmeyi biliyor.

Kaybetmeyi de biliyor.

Hatta kaybetmeye belki gereğinden fazla alışık.

Ama tam da bu yüzden, verdiği oyun başka bir iradeyle yer değiştirdiğini düşündüğü anda refleksi değişiyor.

Sandık onun için artık yalnızca kazananın çıktığı kutu değil.

Kendi iradesinin içeride durduğu son yer.

O yüzden üç oy küçüktür.

Ama üç oya yapılacak müdahale iddiası büyük olabilir.

Çünkü sayı küçüldükçe oyun kıymeti azalmaz.

Bazen tam tersine artar.

Bin oy fark varsa insan kendi oyunu kalabalığın içinde görmez.

Üç oy fark varsa herkes kendi oyunun nerede durduğunu bilir.

“Benim oyum” cümlesi tam orada başlar.

Dün salonda bulunanların önemli bir bölümünün zihninde de bana kalırsa bu eski sandık hafızası vardı.

*****

Belki kimse İmamoğlu–Yıldırım seçimini düşünerek salona gelmedi.

Ama siyasi hafıza zaten böyle çalışmaz.

Geçmişte yaşananlar cebinizde taşıdığınız eski bir gazete kupürü gibi durmaz.

Reflekse dönüşür.

Bir itirazda çıkar.

Bir yeniden sayım talebinde çıkar.

Sandığın başından ayrılmamakta çıkar.

Sonucun bir kez daha kontrol edilmesini istemekte çıkar.

Bu yüzden YENİ Parti içinde sandığa yönelik atılacak her adımın yalnız o günkü sonucu değil, seçmenin sandıkla kurduğu ilişkiyi de etkileyeceğini hesaba katmak gerekiyor.

Çünkü YENİ Parti’nin önemli bir seçmen kitlesi eski bir siyasi hafızayı da beraberinde taşıyor.

Ve o hafızada sandığın özel bir yeri var.

Yıllardır değiştirmek istediği iktidarı değiştiremeyen bir seçmene önce kendi partisinde verdiği oyun bir şeyi değiştirebildiğini göstermek zorundasınız.

Aksi biraz tuhaf olur.

Memlekete “değişim” diyeceksiniz, üyeye “bekle” diyeceksiniz.

İktidara demokrasi hatırlatacaksınız, kendi sandığınızın üzerine gölge düşmesine izin vereceksiniz.

Olmaz.

Belki o üç oyun anlattığı şey tam da buydu.

Üç oyla yalnız bir ilçe başkanı değişmedi.

Üç oy, yıllardır başkasından talep edilen değişimin insanın kendi kapısına geldiğinde ne kadar zorlaştığını da gösterdi.

Ve galiba YENİ Parti açısından bundan daha öğretici bir sonuç çıkamazdı:

İktidarı değiştirmek isteyenlerin önce kendi oylarının bir şeyi değiştirebildiğine inanması gerekir.