Bana kalırsa Talat Yalaz yıprandı.
Yalnız şunu belirtmekte fayda var; siyasette yıpranmışlıkla değişim gerekliliği aynı şey değil. Talat Yalaz’ın hangi konu ve süreçlerde yıprandığına bakalım hep beraber.
Depremzedelere yapılan yardımlarla ilgili tartışma bunlardan biriydi mesela. Meselenin kamuoyuna yansıyan biçimi kesinlikle Yalaz açısından izah edilmesi gereken bir meseleydi. Fakat bu tartışmanın Yalaz’ın gerek örgütteki, gerekse kamuoyundaki sempatisinde ciddi bir eksilmeye yol açtığı kanaatinde değilim.
Yalaz geçiştirdi, kamuoyu da bunu kabul etti.
*****
Belediyeden tutulan salonun parasının CHP tarafından ödenmesi meselesi de benzer biçimde yıpratıcıydı. Üstelik Yalaz’ın bu tartışmaya “Çocuğuma sünnet düğünü mü yaptım?” gibi ciddiyetten uzak bir cevap vermesi, meselenin kendisinden daha rahatsız ediciydi.
Ama bunun da geniş bir sempati kaybı yarattığını söylemek zor.
*****
Odunpazarı önseçimi ise biraz daha başkaydı. Yalaz, burada yalnızca süreci yöneten il başkanı olarak kalmayı tercih etmedi, Rahmi Çınar’dan yana açık bir tavır aldı. Çınar’ın üç oy farkla kaybetmesi de doğal olarak Yalaz’ın hanesine yazıldı. Üstelik bir il başkanının kongre salonunda alması gereken sorumluluğu üstlenmemesi, istenmeyen görüntülerin oluşmasına yol açtı.
Belirtmekte fayda var, kongrenin etkisinin sınırlarını doğru çizmek gerekiyor.
Bu mağlubiyetin Yalaz’ı kamuoyundan çok, siyaseti eski ilişkiler, eski hesaplar ve eski saflaşmalar üzerinden okuyan daha dar bir çevrede yıprattığını düşünüyorum.
İşin ilginç tarafı bu bana kalırsa.
Nedenine gelecek olursak; Yalaz’ın siyasi hikayesi biraz da bu eski alışkanlıklarla hesaplaşma iddiasının üzerine kurulmuştu. Fakat nasıl olduysa kısa süre içerisinde hesaplaşmak istediği eski alışkanlıklara iltica etmeyi başardı.
İl başkanlığına ilk geldiği dönemde Kazım Kurt’un karşısındaki siyasi hattın isimlerinden biri olarak görülüyordu. Sonraki süreçte Kurt’la arasındaki mesafe kapandı; giderek aynı siyasi denklem içerisinde anılmaya başladı. Şimdi aynı ekibin içerisinde oldukları dillendiriliyor.
Hasılı;
Ekipçiliğe son verme iddiası, dönüp dolaşıp yeni bir ekip kurdurdu. Elbette siyasette insanlar yan yana gelir, ayrılır, yeniden yan yana gelebilir. Bunda şaşılacak bir şey yok.
Fakat siyasi iddianızı eski ilişkileri değiştirmek üzerine kurmuşsanız, bir süre sonra kendinizi aynı ilişkilerin başka tarafında bulmanız ister istemez dikkat çeker ve yıpratıcı olur.
Bu değişim doğal olarak eski yol arkadaşlarının bir bölümünde soru işaretleri yarattı.
Fakat belirtmeden geçmek olmaz. Bir siyasetçinin eski çevresindeki kredisiyle kamuoyundaki kredisi aynı şey değil. Yalaz’ın yaşadığı aşınmanın önemli bölümünün birincisinde gerçekleştiğini düşünüyorum.
Kamuoyundaki karşılığı ise başka dinamiklerden besleniyor.
Gençliği, hitabet gücü, görünürlüğü ve çalışkanlığı Yalaz’ın hala önemli avantajları… Üstelik yeni siyasi aktör üretmekte zorlanan bir şehirde tanınırlığını kısa sürede artırabilmiş olması başlı başına dikkate alınması gereken bir siyasi sermaye.
Bu nedenle Talat Yalaz hakkındaki tartışmayı yalnızca “yıprandı mı, yıpranmadı mı?” sorusuna sıkıştırmak doğru değil. Asıl soru başka; Yıpranma nerede gerçekleşti ve kimler nezdinde gerçekleşti? Siyasette bazen çevreniz daralırken kitleniz büyüyebilir. Bazen de etrafınız kalabalıklaşırken kamuoyundaki karşılığınız giderek küçülebilir.
Kalabalıkla ile toplumdaki karşılık aynı şey değil.
****
Yalaz açısından asıl riskin de bugün kamuoyundaki sempatisinden ziyade yakın çevresiyle kurduğu ilişkinin biçiminde ortaya çıktığını düşünüyorum.
Yalaz, “Talat Miroğlu tavırları” ile dikkat çekiyor baya bir vakittir. Gücü olduğundan daha fazla gösterme, siyasi özgüveni siyasi mesafeye dönüştürme ve etrafındaki eleştirileri gereğinden fazla kişiselleştirme eğiliminden kurtulabilirse, Eskişehir YENİ Parti İl Örgütünü temsil etmek bakımından ciddi bir sorun yaşayacağını düşünmüyorum.
Bugün Yalaz’ın önündeki mesele temsil kabiliyetinden çok, sahip olduğu siyasi sermayeyi nasıl kullanacağı meselesi bana kalırsa.
Bu nedenle siyasi etki alanı genişlerken yakınındaki insanların sayısının neden azaldığına da dönüp bir bakmalı. Eski yol arkadaşlarının bir bölümünün bugün onun karşısında veya uzağında durmasını yalnızca onların tercihleriyle açıklamak mümkün mü?
Soruları fazla uzatmaya gerek yok.
Yalaz’ın önündeki esas sınav, il başkanlığı seçiminde karşısına bir rakibin çıkıp çıkmaması değil. Hatta tam tersine, bu ihtimal karşısında kullandığı dil belki de daha fazla sorun oluşturuyor Yalaz ve Yeni Parti için…
Eski siyasetin o bildik meydan okuma sefaletine, “Herkes demokratik hakkını kullanabilir” nezaketi giydirmenin pek anlamı yok.
Demokratik hakkı olduğunu bilmeyen zaten o alana çıkmaz.
Mesele insanların aday olma hakkını teslim etmek değil; o hakkın kullanılmasını gerçekten olağan karşılayabilmek.
Talat Yalaz, kibrini tatlı sularda yüzdürmemeli…
Yalaz’ın içinden “sıkıyorsa karşıma çıksınlar” demek geçiyor, bu halinden ve tavrından fazlasıyla hissediliyor. Böylesi durumlarda nezaket sırıtıp kalabiliyor.
Oysaki siyasi özgüven, rakipsizlikten beslenmez.
Aksine rakibin varlığını tehdit saymamaktan beslenir.
Talat Yalaz’ın siyasi gücünü karşısına aday çıkıp çıkmayacağı belirlemeyecek.
Kendisini eskinin bütün tuzaklarına kaptırıp kaptırmayacağı belirleyecek.
Kendisini eleştiren herkesi karşısındaki yeni bir cephe olarak görmeye başlarsa, kurduğu her yeni cephe onu biraz daha kendi dar çevresine mahkum eder.
Daha kötüsü, birilerinin dizinin dibinde oturmayı siyasi güç sanmaya başlayabilir.
Bugün Kurt olur.
Yarın Ataç.
Bir başka gün Ünlüce…
İsimlerin fazla önemi yok.
Bence, mesele kimin yanında durduğu değil, kendi siyasi ağırlığını neden sürekli başka bir siyasi ağırlığın yanına yaslama ihtiyacı hissettiği…
Bu nedenle belirtmek zorunda kalıyorum Yalaz’ın başlangıçtaki iddiasıyla bugünkü pozisyonu arasındaki mesafe büyümeye başlıyor.
Eski siyasetin ilişkilerine itiraz ederek ortaya çıkıp, o ilişkilerin sağladığı güvenli alanlara sığınmak değişim değildir.
Olsa olsa masadaki sandalyeyi değiştirmektir.
Ve siyasetçi kendi çevresine mahkum oldukça gerçek yıpranma da o zaman başlar.
Biliyorum, insan bir süre sonra yalnız kendisine benzeyenleri dinler.
Sonra yalnız kendisini onaylayanları yanında tutar.
En sonunda da etrafındaki sessizliği güç zannetmeye başlar.
Talat Yalaz bugün hala genç, görünür, çalışkan ve kamuoyuyla temas kurabilen bir siyasetçi. Bu nedenle yapılacak kongrede mesele Yalaz isminin değişmesi değil.
Mesele, Yalaz’ın değişime mahal bırakmayacak şekilde neyin değiştiğini fark edip etmeyeceği.