Biga’da kaybedilen üç puandan çok daha fazlası var. Eskişehirspor sahada dağıldı, kenarda savruldu, saha dışında ise yeniden birbirini yemeye başladı. Şimdi herkesin aynaya bakma zamanı.
Bazen bir maç vardır...
Skoru 3-0’dır ama aslında skor tabelası yaşananları anlatmaya yetmez.
Bazen bir mağlubiyet vardır, “üç puan kaybettik” dersiniz, geçersiniz.
Biga deplasmanındaki mağlubiyet ise öyle değil.
Bu, Eskişehirspor adına hüsrandır.
Hem de öyle böyle değil...
Uzun zamandır deplasmanda bu kadar etkisiz, bu kadar çaresiz, bu kadar rakibinin oyununa teslim olmuş bir Eskişehirspor görmedik.
Ve açık söyleyelim…
Rakibin iptal edilen buz gibi golü ve kaçırdıkları…
Sonuç çok daha farklı ve ağır olabilirdi…
İşte bu ortamda formanın canı çıktı, ama bizimkilerin gıgı bile çıkmadı.
Beni en çok üzen de bu oldu.
Çünkü rakibin ne oynayacağı belliydi.
Bigaspor’un bir hafta önce Anadolu Spor Faaliyetleri AŞ karşısında nasıl oynadığını hepimiz gördük. Baskısı vardı, bire birleri vardı, fizik gücü vardı. Sentetik zemine uygun oyun anlayışı vardı. Rakibin ne yapacağı aşağı yukarı belliydi.
Eskişehirspor’un analiz ekibi de bu maçı izlemişti.
Peki sahada ne gördük?
Hiçbir hazırlık yapılmamış gibi bir Eskişehirspor.
BU KADAR SAVRULMAYA GEREK VAR MI?
Hakan Şapçı’ya geldiği günden beri inandık.
İyi teknik direktör olduğunu söyledik.
Arkasında durduk.
Eleştirildik.
Yine arkasında durduk.
Çünkü bir teknik adamı üç maçla değil, ortaya koyduğu bütün süreçle değerlendirmek gerektiğine inandık.
Ama Biga maçı Şapçı’nın da önüne ciddi bir ayna koydu.
Uşak’ta savunma göbeğinde sorun yaşanmışken defansın kenarlarını değiştirmek?
Biga’nın baskılı oyununa karşı farklı bir orta saha kurgusuyla başlamak?
Kora kor geçeceği belli maçta Mert Başer’i ilk 11’e koymak?
İsmail Kulet’i bir hafta sağ bekte kullanıp bu hafta önde değerlendirmek?
Uşak’ta düşünülmeyen Mustafa Eren Damar’ı sağ bekte başlatmak?
Sonra ikinci yarıda yeniden değiştirmek?
En ilginci ise geçen hafta puanı getiren golü atan Atalay Yıldırım’ı sol bekte kullanmak?
Üstüne 4-4-2’ye dönerken, bu kez orta alanın göbeğini zayıflatmak?
Derken Şapçı ile birlikte takımın sahadaki bütün dengesi de kayboldu.
Hakan hoca bütün tuşlara bastı ama bazen kumandadaki bütün tuşlara basmak, doğru kanalı bulmak anlamına gelmez.
İşte Biga’da olan buydu.
PANİK ESKİŞEHİRSPOR’A YAKIŞMAZ
Hakan Şapçı’nın burada kendisine sorması gereken sorular var!
Eskişehirspor teknik direktörlüğü elbette ateş ister.
Tutku ister.
Hırs ister.
Ama bunların yanında sükunet ister.
Özellikle maç içerisindeki hamlelerinde...
Bir teknik direktör takımından daha fazla panik yapmaya başladığı anda işin rengi değişir.
Eskişehirspor daha üçüncü haftada panik yapamaz.
Bir maç kaybedilir.
İki maç kaybedilir.
Sezon bitmez.
Ama yanlışlardan ders alınmazsa, o zaman üç maçlık problem sezonluk probleme dönüşür.
Dördüncü haftadaki Balıkesirspor karşılaşması daha şimdiden Eskişehirspor için kader maçı havasına sokuluyorsa, burada herkesin durup düşünmesi gerekir.
BU FORMA AĞIRDIR!
Bir de futbolculara söyleyeceklerimiz var.
Sezon başında söyledik.
Yine söyleyelim…
Ligin futbolcusu olmak başka, Eskişehirspor futbolcusu olmak başka.
Sizin geçmişiniz olabilir.
Başka kulüplerde iyi işler yapmış olabilirsiniz.
Goller atmış, asistler yapmış veya şampiyonluklar yaşamış olabilirsiniz.
Ama Eskişehirspor formasını giydiğiniz anda geçmiş CV’nizin bir önemi kalmaz.
Çünkü bu formanın başka bir ağırlığı vardır.
Her rakip Eskişehirspor’a karşı farklı oynar.
Her rakip ekstra motive olur.
Her deplasman başka bir hikayedir.
Siz de buna göre oynayacaksınız.
Biga’da ise bazı oyuncuların bu ağırlığı henüz tam olarak hissetmediğini gördük.
İşte taraftarın canını sıkan da bu.
Yenilmek değil yalnızca...
Mücadele etmeden yenilmek.
DİSİPLİNİN BELİ KIRILMIŞ
Bir başka konu...
Disiplin.
İlk hafta Sarper Çağlar.
Şimdi Abdülkadir Öksüz.
Üstelik maç 3-0 bitmişken, son dakikalarda yapılan gereksiz bir hareket...
Ve sonuç…
Balıkesirspor maçında takımını yalnız bırakacak.
Bunun adının siz koyun…
Disiplinsizlikse disiplinsizlik.
Ama artık bunun önüne geçmek gerekiyor.
Yönetim teknik ekiple görüşüyor.
Görüşmeli.
Ama futbolcularla da oturup konuşmalı.
Çünkü bu takımın sadece taktiksel değil, mental bir toparlanmaya da ihtiyacı var.
YİNE SAHA DIŞINA KAYDIK!
Mağlubiyetler geldi mi?
Saha dışı da hareketlenir.
Transferler...
Menajerler...
Eski ilişkiler...
Sosyal medya...
Eskişehirspor’un yıllardır bu menajerlik oyunlarıyla boğuştuğunu hepimiz biliyoruz.
Kulübün geçmişinde bu meselelerle mücadele etmiş başkanlar da oldu, yöneticiler de.
Çok da yıpranıp istifa edenlerde…
Dolayısıyla bugün transferlerin arka planını sorgulamak yanlış değil.
Hatta gereklidir.
Kim geldi?
Neden geldi?
Kim önerdi?
Hangi şartlarla geldi?
Kulübün menfaatine mi?
Bunların hepsi sorulabilir.
Ama son günlerde başka bir şey yapılıyor.
Ve burada durmak gerekiyor.
Eray Saygı’nın yıllar önce Trabzonspor formasıyla çekilmiş fotoğrafları bugün yeniden servis ediliyor.
Sosyal medya bunu konuşuyor.
Birileri taraftar refleksiyle paylaşıyor.
Birileri belki de bilinçli olarak servis ediyor.
İşte burada çok ince bir çizgi var.
Eskişehirspor’un menfaatine ne oluyor?
ERAY SAYGI TRABZONLU DİYE Mİ ELEŞTİRİLECEK?
Hayır!
Eray Saygı eleştirilebilir.
Hem de sonuna kadar.
Yaptığı transferler sorgulanabilir.
Yönetim anlayışı eleştirilebilir.
Eskişehirspor’a verdiği katkı da, veremediği katkı da tartışılabilir.
Ama Trabzonlu olduğu için eleştirilemez.
Bu kadar basit.
Eray Saygı’nın yıllardır Eskişehirspor altyapısına verdiği destek ortada.
Kendi cebinden yaptığı harcamalar ortada.
Bugün altyapıdan çıkan oyuncuları konuşuyorsak, onun da bu oyuncular için verdiği emek ve maddi destek ortada.
Bunlar dahi onu dokunulmaz yapmaz.
Ama eleştirinin adresini doğru gösterir.
Eray Saygı’nın memleketi değil, Eskişehirspor’daki icraatları konuşulmalı.
ESKİŞEHİR’İ BÖLMEYİN!
Burası Eskişehir.
Son yıllarda oldukça göç alan bir şehir.
Büyüyen bir şehir.
Sanayisi gelişen bir şehir.
Türkiye’nin her yerinden insanın gelip iş yaptığı, yatırım yaptığı, hayat kurduğu bir şehir.
Yarın yine aynı insanlara gideceğiz.
“Eskişehirspor’a destek olun” diyeceğiz.
Sanayiciye gideceğiz.
İş insanına gideceğiz.
Yatırımcıya gideceğiz.
“Bu kulüp sizin” diyeceğiz.
Sonra o insanların doğduğu şehri sorgulayacağız.
Trabzonlu mu?
Rizeli mi?
Artvinli mi?
Nereli?
Böyle Eskişehirspor büyütülmez.
Bu takımın formasını Trabzonlu futbolcu da giydi.
Karadenizli futbolcu da giydi.
Trabzonlu kaptanlar da oldu.
Barış Memiş’i bu taraftar el üstünde tutmadı mı?
Bugünde takımda farklı şehirlerden gelen futbolcular var.
Ne yapacağız?
Hepsinin nüfus kaydını mı inceleyeceğiz?
ELEŞTİRİ BAŞKA KİN BAŞKA
Ben eleştiriye karşı değilim.
Tam tersine, Eskişehirspor’un daha çok eleştiriye ihtiyacı var.
Ama doğru eleştiriye.
Yönetim eleştirilsin.
Teknik direktör eleştirilsin.
Futbolcu eleştirilsin.
Basın da eleştirilsin
Menajerlik ilişkileri sorgulansın.
Transferler didiklensin.
Hatta gerektiğinde istifa da istenebilir.
Ama bir insanın memleketini hedef göstererek bunu yaparsanız, artık Eskişehirspor'u konuşmuyorsunuz.
Başka bir şey yapıyorsunuz.
Ayrıştırıyorsunuz.
Ve bu kulübe yapılabilecek en büyük kötülüklerden biri de budur.
Yarın Eskişehirli olmayan iş insanları bu kulübe yönetici olmak istemeyecek.
Zaten sırf bu yüzden istemiyor, kaçıyorlar da…
ŞİMDİ HERKES AYNAYA BAKSIN
Biga’da futbolcular aynaya bakacak.
Hakan Şapcı aynaya bakacak.
Yönetim aynaya bakacak.
Transfer politikası aynaya bakacak.
Biz basın da aynaya bakacağız.
Taraftar da bakacak.
Çünkü Eskişehirspor’un artık birbirini suçlayacak değil, birbirini toparlayacak insanlara ihtiyacı var.
Bir maç kaybedildi.
Ama henüz sezon kaybedilmedi.
Fakat böyle devam edersek sezonu daha başlamadan kaybetme ihtimalini kendimiz büyütürüz.
Balıkesirspor maçı bu nedenle çok önemli.
Belki de kaderin garip bir cilvesi...
Karşılaşmanın taraftarsız oynanacak olması, bu kez Eskişehirspor için bir avantaja bile dönüşebilir.
Çünkü takımın önce kendi sesini duyması gerekiyor.
Tribünün sesini değil...
Sosyal medyanın sesini değil...
Dışarıdaki gürültüyü değil...
Kendi içindeki sesi.
Çünkü bu takımın şu anda ihtiyacı olan şey daha fazla gürültü değil.
Daha fazla karakter.
Daha fazla mücadele.
Daha fazla disiplin.
Daha fazla akıl.
Ve en önemlisi...
Daha fazla Eskişehirspor.
Çünkü rakip bizi sahada yenebilir.
Buna futbol denir.
Ama biz memleketimizden, kökenimizden, sosyal medya kavgasından, menajer tartışmasından dolayı birbirimize düşürürsek...
İşte o zaman kaybettiğimiz maç Biga’da değil, Eskişehir’de oynanmış olur.
Ve unutmayalım…
Eskişehirspor’u rakiplerinden biri değil, kendi içindeki ayrışma bitirirse; bunun hesabını ne hakeme, ne zemine, ne teknik direktöre, ne de futbolcuya sorabiliriz.
Çünkü o zaman kaybeden hepimiz oluruz.