6.12.2018 17:26:55 714 Okunma

Partiden kaçan oyları geri getiremeyen belediyeleri zor görür…

Tespit ilk İbrahim Arslan’a aitti…
Aylar önce ayaküstü konuştuğumuzda “Biz CHP olarak önce kendi partimizin oyunu bir cebimize koyacağız. Ardından, partiden giden oyları geri getireceğiz. Bu da yetmez. Başka parti seçmeninin oyunu almak için uğraş vereceğiz. Bu söylediklerimizi yapamazsak hiç kimse seçimleri çantada keklik görmesin ”
Aslında bu tespit CHP kadar AK Parti ve diğerleri için de geçerli…
Zira…
24 Haziran seçimlerinin sonuçları bize partiler arasında ciddi oy geçişleri olduğunu açık seçik gösterdi.
CHP’nin ciddi oranda oyu, İYİ parti, HDP ve MHP’ye gitti.
AK Parti’nin de ciddi orandaki oyu MHP ve İYİ Parti’ye gitti.

Aynı şekilde
MHP oyları da İYİ Parti ve AK Partide toplandı.
Her 3 parti de seçmeninin bir kısmını başka partiye kaptırdı.
Bazıları, diğer partilerden kendisine gelen oylarla belki açığı kapattı ama sonuç itibarıyla her parti belirli orandaki seçmenini kaybetti.
Eskişehir’de özellikle seçim yarışının geçeceği 2 parti, yani AK Parti ile CHP’den giden oyların, partilere  geri dönmesi için herhangi bir neden var mı bilemiyoruz…
Ama bildiğimiz…
Bu iki partinin seçimleri kazanmak için önce kaybettiği seçmen oylarını ceplerine koymasıyla işe başlaması gerektiğini biliyoruz…

Hatta…
Bunu yapabilen tarafın seçimi kazanmakta büyük bir avantaj sağlayacağını da şimdiden görebiliyoruz…

Zira…
Kendi partisinin seçmen oylarını döndüremeyen taraf, elindeki mevcut seçmen oyları ile  başka partilerden gelecek oylara güvenip bel bağlarsa, belediyeleri biraz zor görür…


.....


 


O müteahhit dönmüş…


Şehirde duymayan ve bilmeyen kalmamıştır herhalde…
Eskişehir’in en ünlü müteahhitlerinden olan ve şehirde prestijli binalar yapan bir isim bundan bir süre önce ortadan kaybolmuştu.
Müteahhidin sattığı fakat başlamadığı ya da tamamlayamadığı bina sahiplerinden topladığı paralarla birlikte yurtdışına kaçtığı iddiası ortaya çıkınca, olay Eskişehir’de büyük yankı uyandırmıştı.
Hatta…
Müteahhidin ortadan kaybolması üzerine mağdur olduklarını söyleyen insanlar, söz konusu müteahhidin yazıhanesi önünde adeta nöbet tutar hale gelmişti.
Bir taraftan söz konusu müteahhidin topladığı paralarla kaçtığı söylenirken, bir taraftan da müteahhidin yurtdışında olduğu fakat kaçmadığı, yakın bir gelecekte Eskişehir’e dönüp, kendisinden alacaklılarla görüşmeler yapacağı ifade ediliyordu.
Öğrendiğimize göre o müteahhit Eskişehir’e dönmüş.
Alacaklılarla da tek tek görüşmeye başlamış…
Kendisinden alacaklı olanların alacağını karşılama konusunda nasıl bir yöntem ortaya koymuş bilmiyoruz ama yakın bir süre önce Eskişehir’de gündem olan sonuçta o müteahhit Eskişehir’e dönmüş.


.....


Adaylar belli oldu ama
hala sorgulanıyor…


CHP’nin Eskişehir’deki adayları belli oldu…
Mevcut başkanlar yeniden aday gösterildi.
AK Parti’de de büyükşehir belediye başkan adayının Burhan Sakallı olduğu ilan edildi.
Her ne kadar partinin Odunpazarı ve Tepebaşı adayları açıklanmamış olsa da görevlerinden istifa eden ilçe başkanlarının belediye başkan adayı gösterileceğine kesin gözle bakılıyor…
Her iki partinin de adayları neredeyse kesinleşmesine rağmen, yine her iki parti içinde açıklanan adaylara yönelik bir sorgulama var…
Bu durum hiç mi hiç normal değil.
Zira…
Parti ve partili olma geleneği, adaylar açıklandıktan sonra o adayın etrafında birleşmeyi gerektirir…
Hatta…
Sorgulamamayı, eleştirmemeyi hatta karşı çıkmamanın gereğidir partili olma…
Demek ki her iki partide de bu gelenek tam anlamıyla kavranıp, uygulanamıyor…
Çünkü…
Her iki partide de ilan edilen adaylar öyle böyle değil, bir hayli sorgulanıyor…


.....


 


“Bu parti bu kadar oyu nasıl
alıyor?” diye soruyoruz ya…


Seligman isimli bir bilim adamının  “Öğrenilmiş çaresizlik” adını taşıyan bir teorisi var…

Teori, insanların, yaşamış oldukları başarısızlıkların da etkisiyle yıkılması ve mücadeleyi bırakması durumunu ortaya koyuyor.
Yani…
İnsanların, bilgi sahibi olmasına, olayların sürecini bilmesine rağmen, toplumun genel çokluğu karşısında, o çokluğun girdabına kapılıp gitmesi gibi bir durum söz konusu.
Hatta…
Kendi bildiği doğrulara rağmen, bu doğruları savunma gücünü kendinde bulamayıp, daha kolay olan “ben de onların peşine takılayım” psikolojisinden ibaret bir durum.
Bu teoriyi siyaset ile mukayese edersek:
Birçok kişi çaresizlikten dolayı katılmadığı, onaylamadığı ve tasvip etmediği bir partiye büyük bir umursamazlık içinde oy veriyor.
Zira hiçbiri bununla ilgili bir mücadeleyi göze alamıyor.
Yani…
Donkişot olmayı istemiyor…
Hani çoğu zaman soruluyor ya “Bu adamlar bu oyu nasıl alıyor?”, “Bu partiye bu kadar oyu kim veriyor?” diye…
Galiba bu tür soruların açıklaması bu teoride gizli…


.....


Biraz da gülmek lazım


Arabasını park edip lokantaya giren adam, çıktığında arabasını akordeona dönmüş bir halde bulur. Cam sileceğinin altında bir kâğıt vardır. Kâğıdı açtığında, şu satırlarla karşılaşır :
- Ön vitesle geri vitesi karıştırıp arabanıza sert bir şekilde çarptım. Arabanızda gördüğünüz gibi çok büyük hasar var. Olayı gören kimseler de şu an, ben bu satırları yazarken çevremde toplanmış bulunuyorlar ve bu kağıda adımı ve adresimi yazdığımı sanıyorlar. Ne halin varsa gör, o kadar enayi değilim!