29 Şubat 2020 Cumartesi 755 Okunma

Gel de yaz yazabilirsen!

Siyaset yazıyoruz genellikle.
Bu gün de yazacaktık…
CHP’nin yaptığı, AK Partinin yapacağı kongreyi falan yorumlayacaktık.
Suriye’den ilk gelen, sonrasında da devamı bir türlü gelemeyen haberle dağılıp gittik.
33 şehit!
Hayatının baharında 33 civan gibi delikanlı!
İnsan olan, böyle bir haber aldığında nasıl hiçbir şey olmamışçasına siyaset yazabilirdi ki?
Nasıl o psikolojiyi kafasından atıp, her şey doğalmış gibi kalem oynatabilirdi ki?
Yapamadık… Yazamadık…
Elimiz bir türlü gitmedi klavyenin tuşlarına.
Boğazımız düğümlendi.
Nasıl düğümlenmesin ki?
-Tam dokuz ay doğacak diye bekle: doğsun…
-Uyurken gizli gizli nefesini dinle…
-Aç kalmasın, üşümesin diye gece 30 kere uykundan uyan.
-Hasta olmasın diye adeta üzerine titre…
-Yeme-yedir…
-Giyme-giydir.
-Gözlerinin içine dahi bakmaya, öpmeye-koklamaya kıyama.
-Grip olsa yemekten, elini incitse içmekten kesil.
-Biraz keyifsiz olsa moralin, biraz üzüntülü olsa ayarın bozulsun.
-O kapıdan içeriye girmeyince dek uyuyama.
-Her mezuniyette ayrı sevinç, her ayrılıkta ayrı üzüntüyü birlikte yaşa.
-Her gurbete çıktığında haber bekle telefon başında.
-Haber alamadığın her gün “Acaba başına bir şey mi geldi?” endişesiyle geçir saatlerini.
-Sağlığı için, Eğitimi için, Mutluluğu için, var olan servetini gözünü dahi kırpmadan harca.
-Bütün gün tanrı’ya “Benim ömrümden alıp, onunkine ver” diye yalvar.
Kahpe bir kurşun, bir bomba gelsin ve al o üzerine titrediğin oğlunu ellerinle toprağa ver…
20 yılı, 30 yılı,40 yılı bir anda göm toprağa…
Var mı böyle bir acı?
Yetmedi mi hala başımızın sağ olması?
Bakın! Artık insanlar sormaya başladı:
“Evlatlar ne zaman sağ olacak?” diye…
Yetmedi mi babaların çocuk, çocukların baba acısı yaşaması?
Yetmedi mi?
Ne olur yetsin artık!
O gencecik yiğitlerimizi vermeyelim artık toprağa…


.....


Boşuna “Yerli ve Milli üretim” denilmiyor!


Virüs hastalık olarak Türkiye’ye giremedi ama virüsten kaynaklı ekonomik kayıp Türkiye’yi ciddi şekilde tehdit etmeye başladı…
Neden mi?
Hemen söyleyelim.
Türkiye’de üretim yapan pek çok firma, ürettikleri ürünlülerin bir kısmını Çin ve Güney Kore’den temin ediyor.
Virüsün çıkmasıyla bu iki ülkenin kapıları kapanınca, buradan üretilen parçalar gelmemeye başladı.
Bu da Türkiye’deki üretim yapan firmaların üretimlerini yapamamasına yol açtı.
Örneğin…
Beyaz eşya üreten bir firma, içindeki önemli bir parçayı başta kendisi üretiyormuş.
Daha sonra bu parçayı üreten bölümü kapatıp, daha ucuz olduğu için Çin’den almaya başlamış.
Çin kapısı kapanıp, söz konusu parçalar gelmeyince zor duruma düşmüş firma.
Alelacele kapattığı bölümü yeniden faaliyete geçirmeye başlamış.
Aksi takdirde koca fabrikadan ürün çıkmaz olmuş.
HHH

Öte yandan…
Yine önemli bir teknolojik ürünler üreten bir marka, yine ürettiği ürünün önemli bir aksamını Çin ile Güney Kore’den getiriyormuş.
Aksam gelmemeye başlayınca üretim durma noktasına gelmiş.
Dev firma şimdi kara kara düşünüyormuş.
Yaptığı bağlantıları da karşılayamaz hale gelmiş.
Firmaya, mal teslimi yapamadığı için birbiri ardına davalar açılmaya başlanmış.
HHH

Yukarıda saydıklarımız büyük üretim yapan firmaların virüs kaynaklı yaşadığı sıkıntılar.
Bir de küçükler var.
Örneğin, bijuteri, konfeksiyon, aksesuar satışı yapan ve sattığı malların tamamını Çin’den getiren işyerleri de virüs nedeniyle mal gelmeyince zor duruma düşmüş.
Dükkânına mal koyamayınca, satış da yapamaz olmuş.
HHH
Sonuç olarak…
Coronavirüs Türkiye’ye girmedi ama virüs nedeniyle Türkiye ekonomisi küçüğünden büyüğüne adeta altüst oldu.
Bir süre daha böyle devam ederse, durum daha da kötü ve içinden çıkılmaz bir hal alacak…
O yüzden…
Boşuna “Çare yerli ve milli üretimde” denilmiyor!
Gözle görülmeyen bir hastalık virüsü bile, yerli ve milli üretimin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha ortaya koydu…
Umarız bu virüs, devleti yönetenlerin aklını başına getirir de, kurtuluşun ve bağımsızlığın üretimden geçtiğini anlamalarını ve   “Üretim, üretim, üretim” demelerini sağlar…


.....


Kendi elimizle canımıza okuyacağız!


Ülkelerin gen özellikleri son derece önemli…
Bilimin ve teknolojinin bu denli ilerlediği bir çağda, ülke insanlarının taşıdığı ortak gen yapılarının hangi özellikleri barındırdığı aynı zamanda stratejik de bir bilgidir…
Bu bilginin gizli kalması bir anlamda o ülke için bir kalkan oluşturur.
Zira…
Ülkede yaşayan insanların genetik olarak hangi hastalıklara karşı duyarlı olduğu ve hangi hastalıklara karşı zaafı olduğunun bilinmesi, o ülkeyi her an bir kimyasal ve biyolojik saldırılara karşı savunmasız kılar…
Topla-tüfekle yıkılmayacak koca ülke, ortak gen özelliklerinin zaafına uygun üretilecek bir biyolojik saldırı ile yerle bir olabilir
Kanser hastalarına bağış adı altında, kan verme kampanyaları düzenleyerek, kan örneklerinin ülke dışına çıkartılmak istendiğini, asıl amacın,  Türk halkının sahip olduğu ortak gen haritasını dışarıya çıkartılması olduğu girişimleri geçmişte, Babuna olayında bizzat yaşadık.
İYİ Parti Eskişehir milletvekili Arslan Kabukçuoğlu’nun mecliste verdiği soru önergesinden anlıyoruz ki, benzeri girişimler bizzat Kızılay tarafından da yapılmış.
Kızılay’ın ilaç üretimi için kan toplama yetkisini verdiği bir şirket, topladığı kan örneklerini, testleri kendisi yapabilmesine rağmen kontrolsüz şekilde yurtdışına çıkartmış.
Ne diyelim?
Kendimizi yok edecek silahı, kendi elimizle bizzat düşmanın eline veriyoruz…
Adeta “bakın bizim gen haritamız böyle. Topla tüfekle uğraşmayın. Bize uygun biyolojik silahı yapıp gönderin ve canımıza okuyun” dercesine!