29 Ekim 2020 Perşembe 657 Okunma

Günlük vaka sayısı gelmiş, 1000’e dayanmış Eskişehir’de…

Sağlık bakanı bizzat açıklamıştı Eskişehir’deki vaka artışının yüksek oluşunu.
Biz de köşemizde “Böyle giderse Eskişehir tüm illeri sallayacak. Türkiye’nin Wuhan’ı olacak” demiştik.
Bizimki bir benzetmeydi sonuçta ama vaka oranlarını gördükçe yaptığımız benzetmenin gerçeğe dönüştüğünü görmeye başladık.
Şöyle ki;
Önceki gün, yani Salı günü Eskişehir’deki vaka kayısının 825 olduğu tespit edilmiş.
Dün ise akşam saatlerinde vaka sayısının 900’lere dayandığı çıkmış ortaya…
Üstelik bu rakamlar, sağlık kuruluşları tarafından bizzat tespit edilenler.
En az bunun 10 katı kadar sayıda belirtileri olmasına rağmen sağlık kuruluşlarına gitmeyen, test yaptırmayan ve pozitif olan insanlardan bahsediliyor.
Bugün ise bin’in üzerinde vaka olması tahmin edilirken, ilerleyen günlerde ise bu sayının otomatikman katlanacağını tahmin ediyormuş sağlık kurumlarının başında bulunanlar…
Düşünsenize…
Eskişehir gibi bir şehirde her gün bin vaka ve bu vakalar önümüzdeki süreçte katlanarak artacak…
Bu şu demek…
Eskişehir’deki virüs yayılma hızı aynı şekilde devam etmesi halinde, bir-iki hafta içinde Eskişehir’in nüfusunun yarıya yakını bu virüse yakalanacak.
Yukarıda da söyledik…
“Eskişehir Türkiye’nin Wuhan’ı oluyor” diye bir benzetme yapmıştık günler önce…
Vaka sayısı Eskişehir’in wuhan olma yolunda ilerlediğini bugünden göstermeye başladı.
Umarız her gün bin vakanın çıktığı şehirde, elden bırakılan tedbirler yeniden ele alınır!


.....


İşte Cumhuriyet böyle anlaşılacak…


Atatürk, Mudanya yolu ile Bursa'ya gidiyordu. Kalabalık bir halk kitlesi iskelede etrafını çevirmiş bulunmakta idi. Bir kadının, elinde bir kâğıtla Atatürk'e yaklaştığı görüldü. İhtiyar, zayıf bir kadındı. Ata'nın yolunu keserek titrek bir sesle:
- Beni tanıdın mı oğul? Dedi. Ben sizin Selanik'te komşunuzdum. Bir olgum var; devlet demiryollarına girmek istiyor. Siz onu alsınlar dediniz. Fakat müdür dinlemedi. Oğlumu yine ise almamış…Ne olur bir kere de siz söyleseniz.
Atatürk'ün çelik bakışlı gözleri samimiyetle parladı... Elleriyle geniş jestler yaparak ve yüksek sesle :
- Oğlunu almadılar mı? Dedi. Ben tavsiye ettiğim halde mi almadılar mı? Ne kadar iyi olmuş... Çok iyi yapmışlar... İste Cumhuriyet böyle anlaşılacak...
Kadın kalabalığın içinde kaybolmuştu. Ve Atatürk adeta vecd (çoşku) dolu bir sesle:
- işte Cumhuriyetten beklediğimiz netice... Diyordu.
Biz bu diyalogun üzerinden, neredeyse bir asır geçmesine rağmen, bugün hala liyakat ve liyakatsizliği konuşuyoruz…
Bugün hala, Bakanların, vekillerin, iktidar aktörlerinin devlete yerleştirdiği niteliksiz insanları konuşuyoruz.
Biz bugün hala, KPSS sınavında en yüksek puan alanların mülakatta elenip, yerlerine torpil ile en düşük puanı alanların devlet kadrolarına alındığını konuşuyoruz.
Ve biz bugün hala…
 Bundan bir asır önce “İşte Cumhuriyet böyle anlaşılacak” diyen o dahi insanı bir türlü anlayamayan ve anlamak daistemeyenleri konuşuyoruz…


.....


Kazanmak…Harcamak…


Para kazanmak ile para harcamak ayrı ayrı kavramlardır…
Para kazanmak ticarettir.
Para harcamak ise kültür…
Para harcarken keyif almak ancak kültürle mümkündür.
Kültürü kısıtlı insanlar çok parası olsa da aslında fakir insanlardır.
Çünkü…
Kazanılan parayı harcayacak kültürden yoksundurlar.
O yüzden…
Para biriktirebilmek kadar, o parayı harcayabilecek kültürü de biriktirmek gerekir…
Kısacası…
Önemli olan, toplumda “kazanıyor ki harcıyor. Helal olsun!” denilen biri olabilmektir…
Söz konusu yazı ile her ne kadar birilerini kastetmemiş olsak da, yazıyı okuduğunuzda, aklınıza çevrenizde var olan birileri mutlaka gelmiştir…
Muhtemelen önce: para kazanmayı becerip, harcama kültürünün zerresi bile olmayanları…
Ardından da…
Hem para kazanıp, hem de kazandığı parayı harcarken keyif aldığını bildiğiniz çevrenizdeki
insanları düşünmüşsünüzdür?
Ne dersiniz?
Hangisi daha çok övgüyü ve takdiri hak ediyor sizce?


.....


BİRAZDA GÜLMEK LAZIM


Bir kadının bir süreliğine iş seyahati için İngiltere ye gitmesi gerekmektedir. Kadının kocası eşini havaalanına kadar götürür. Karısı:
- "Teşekkür ederim kocacığım, senin için İngiltere’den ne getirmemi istersin?" diye sorar.
Adam güler ve yanıtlar:
- "Bir İngiliz kızı istiyorum hayatım..."
Kadın sessiz bir şekilde kocasından ayrılır ve yola çıkar. 2 hafta sonra adam karısını tekrar hava alanından almaya gider ve sorar:
- "Hayatım gezin nasıldı?" Karısı:
- "Teşekkür ederim hayatım çok güzeldi." Adam:
- "Peki hediyem nerde?" Kadın:
- "Ne hediyesi?" Adam:
- "Hani bir İngiliz kız istemiştim ya..." Kadın:
- "Haa hatırladım, evet elimden geleni yaptım, şimdi biraz beklememiz lazım kız olup olmayacağını görmek için..