Zannediyorum muhalefetin bazı şeyleri anlaması için AK Parti’nin birkaç çeyrek asır daha iktidarda kalması gerekiyor.
Çöldeki bedevinin suya ihtiyacı olduğu kadar birbirine ihtiyacı olan muhalefet, parçalanmak için binbir sebep buluyor ama yan yana gelmek için aynı mahareti gösteremiyor.
Neyse…
Muhalefet için bu kadar müzmin bir derde deva bulacak değiliz. Aklım da yetmez zaten.
Biz meselenin Eskişehir’e düşen payına bakalım.
*****
Meşhur söz Marx’a atfedilir: Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir.
Eskişehir yerelinde hayat bulan siyasette ise galiba bunun küçük bir istisnası var.
Rahmi Çınar… Yaklaşık dokuz yıldır Odunpazarı siyasetinin aynı koltuğunda veya o koltuğun hemen çevresinde.
Partiler değişti.
Yılmaz Hoca gitti mesela.
Onunla birlikte görev yapan il başkanlarının bazıları bugün başka mecralarda siyaset yapıyor.
Tabelalar değişti, canım dostlar…
Genel başkanlar değişti.
İttifaklar kuruldu, dağıldı.
Dün birbirine rakip olanlar bugün yan yana. Dün dost olanlar bugün karşı karşıya.
Ama bütün bu değişimin ortasında Rahmi Çınar’ın ilçe başkanlığı bir türlü değişmiyor.
Daha doğrusu, değiştirilmemesi için gösterilen ısrar değişmiyor.
Yanlış anlaşılmasın; Rahmi Çınar’la kişisel bir meselem yok.
Hatta benim açımdan asıl mesele Rahmi Çınar’ın kendisi de değil.
Mesele şu; dokuz yıl boyunca bir ilçenin başında bulunan bir siyasetçinin, kamuoyunun gündemine kaç kez kendi siyasi çıkışıyla geldiğini hatırlamaya çalışıyorum.
“Gündeme gelmek” derken ortalığı yakıp yıkmaktan, her sabah kameraların karşısına geçmekten söz etmiyorum.
Bir meseleye itiraz etmekten…
Bir tartışma açmaktan…
Kentin önüne yeni bir fikir koymaktan da değil.
Kendi siyasi ağırlığını hissettirmekten söz ediyorum.
Ben çok fazla örnek hatırlayamıyorum.
Belki vardır.
Hatırlatan olursa memnuniyetle yazarım.
Bir siyasetçi dokuz yıl boyunca çok görünür olmayabilir. Buna rağmen örgütü onu başarılı bulur, üyeler arkasında durur ve yeniden seçer.
Peki Çınar için böyle bir şey söz konusu mu?
Ben hiçbir cenahta böyle kuvvetli bir kanaate rastlamadım.
Manzara buysa, Rahmi Çınar’ın ilçe başkanlığının devam etmesi neden bu kadar önemli?
*****
Buradan Kazım Kurt’a göz atmakta fayda var.
Gerçekten de Kazım Kurt’un, Rahmi Çınar konusundaki ısrarını anlamaya çalışıyorum.
Yıllarını siyasete vermiş, Eskişehir’in en tecrübeli siyasetçilerinden birinin bütün bu değişim tartışmasının ortasında göstereceği siyasi refleks gerçekten bir ilçe başkanının koltuğunu korumak olabilir mi?
Belki bizim bilmediğimiz başka gerekçeler vardır.
Belki Çınar’ın kamuoyunun görmediği olağanüstü bir örgütçülüğü vardır.
Belki mahallelerde, sandıklarda, parti örgütünde dışarıdan görülmeyen bir karşılığı vardır.
Belki Kazım Kurt’un gördüğü, bizim göremediğimiz bir siyasi maharet söz konusudur.
Ama dokuz yılın sonunda hala aynı isim üzerinde bu kadar ısrar ediliyorsa insan ister istemez soruyor:
Rahmi Çınar mı vazgeçilmez?
Yoksa onu orada tutmak konusunda ısrar eden eski alışkanlıklar mı?
*****
Tahmin edersiniz, “değişiyorum” demekle değişilmiyor.
Çünkü eski alışkanlıklar, insanın elinin altında duran en güvenilir çözüm yolu gibi görünüyor. Bildiğiniz insan, bildiğiniz yöntem, bildiğiniz ilişki biçimi…
Yeniye gösterilmesi gereken itibar da eski çatışmaların, eski hırsların ve yıllardır kullanılan formüllerin arasında kolayca un ufak edilebiliyor.
Aslında siyasette çoğu kez kişilerden çok alışkanlıklar koltuğa oturur.
Kişiler değişir.
Değişmem dese de, değiştirmek güç görünse de bir bakmışsınız o koltuktaki isim bir anda koltuğu boşaltmak zorunda kalmış.
Ama alışkanlıkları değiştirmek daha zor…
Hele o alışkanlık yıllar içinde bir konfor alanına dönüşmüşse…
Yıllarca “Ben bu işi böyle gördüm, böyle yaptım” diyen bir siyasetçinin, bir sabah uyanıp önüne konulan yeniye kucak açmasını beklemek de pek gerçekçi değil.
*****
Öte yandan Tepebaşı’na baktığımızda da Tevfik Yıldırım’ın, Rahmi Çınar olma yolunda ısrarlı adımlarla ilerlediğini görüyoruz.
Değişmeyeceğini de, değişmeyen sessizliğinden anlıyoruz.
Fakat hakkını yemeyelim; daha yeni bir eski.
Biraz daha beklemek gerekecek zannediyorum.
Zaten şimdiye kadar karşısına bir alternatif de çıkmadı.
Belki de onun en büyük avantajı bu.
*****
Neylersin ki; “değişim” kelimesi kongre salonlarında çok güzel alkış alıyor ama sıra gerçekten değişmeye geldiğinde işler çetrefilleşiyor.
Değişimi dillendirmek kolay…
Değişim üzerine nutuklar atmak, türküler söylemek, şiirler yazmak, insanın yüreğini çatlatacak sloganlar atmak hakikaten kolay.
Zor olan, o değişimin gün gelip kapını çalması.
Senden de bir şey istemesi.
Bir makamdan, bir alışkanlıktan, yıllardır kurduğun bir ilişkiden, belki biraz da konforundan vazgeçmeni istemesi…
Ve senin buna rıza göstermen.
İşin özüne bakıldığında da kimsenin günahını almayalım, herkes değişim istiyor.
Ama mümkünse önce başkası değişsin. Ve mümkünse biz hiç değişmeyelim.